Tag Arşivi | "erkek"

Tags: , , , , , , , , , ,

Kadınlar daha çok kabus görüyor


Kadınların geceleri, erkeklere kıyasla çok daha fazla kabus ve duygusal rüyalar gördüğü belirlendi.
170 Gönüllü üzerinde yapılan araştırmada, deneye katılanların hatırladıkları son rüyayı anlatmaları istendi.

Erkeklerin yüzde 19′u, kadınlarınsa yüzde 30′u kabus gördüklerini anlattı.

West of England Üniversitesi araştırma görevlilerinden Dr.Jennifer Parker, kadın ve erkeklerin genel rüya sayısında bir farklılık olmadığını kaydetti. Diğer araştırmalar, kadınların erkeklere kıyasla daha huzursuz uyuduklarını ortaya koyuyor.

Bunun bir nedeninin, kadının âdet kanaması öncesi dönemlerinde, vücudunda meydana gelen ısı değişiklikleri olabileceği belirtiliyor.

Pkikoloji uzmanı olan Dr.Parker, kadınların regl dönemi öncesinde daha canlı ve rahatsız edici rüyalar gördüklerinin, uzun zamandır bilindiğine işaret ediyor. Dr.Parker, “Bu araştırmayla pekiştirilen bilgi, kadınların erkeklere kıyasla, daha kötü rüyalar görüyor olmaları.” dedi.

Araştırmaya katılan kadınların, sevdikleri bir kişiyi kaybetmek gibi son derece duygusal olayların rüyasını daha çok gördükleri saptandı.

KADINLAR SORUNLARI UYKUYA TAŞIYOR

Dr.Jennifer Parker, “Duygusal bilgileri işlemden geçirme konusunda, kadınların çözüme kavuşturamadıkları sorunları geceleri uykularına taşımaya daha eğilimli oldukları gözlendi.” dedi.

Edinburg Uyku Merkezi’nin Müdürü Dr. Chris Idzikowski, sözkonusu araştırmada rüya görme konusunda kadın ve erkekler arasında bir fark olmasına şaşmadığını söyledi.

Ancak Dr.Idzikowski, kadınların daha çok kabus mu görüdükleri ya da görülen kabusları, kadınların mı daha çok hatırladığı konusunun, açıklık kazanmadığını belirtti.

Dr.Idzikowski, bulguların eldeki bilgileri doğruladığını, kadınların daha huzursuz uyuduğunu ve daha çok uykusuzluk çektiğini kaydetti.

Uykunun sık sık bölünmesinin de rüyaların hatırlanmasını kolaylaştırdığı, ancak bölünen uykunun, aynı zamanda, kişideki kaygı ve korku duygularını da tetikliyor olabileceği kaydedildi.

Posted in SağlıkYorumlar (0)

Tags: , , , , , , ,

Robotlarla aşk insanlığın sonunu mu getirecek?


İşte bu aşk serüvenidir ki insanoğlunu nice badirelerden atlatmış ve neslinin devamını sağlamıştır…

Derler ki Hollywood’un asıl işlevi budur: Yaklaşmakta olan felaketleri ve diğer gerçekleri önceden insanlara gösterir. Yavaş yavaş, alıştıra alıştıra…

Böylece biz sıradan insanlar, o gerçeklere zihnen hazırlanmış oluruz ki yarın PAT! diye karşımıza çıktığında şaşırmayalım.

Benim bildiğim 1927 tarihli Metropolis filminden beri sinema bizi robotlara hazırlıyor. Ridley Scott’un 1982 tarihli Blade Runner filminden beri de biliyoruz ki bir gün insan nesli yok olma tehlikesiyle karşılaştığında ‘genetik mühendislik’ marifetiyle yaratılmış insansı yaratıklar hayatımıza girecekler.

Posted in TeknolojiYorumlar (0)

Tags: , , , , , , ,

Robotlarla aşk insanlığın sonunu mu getirecek?


İşte bu aşk serüvenidir ki insanoğlunu nice badirelerden atlatmış ve neslinin devamını sağlamıştır…

Derler ki Hollywood’un asıl işlevi budur: Yaklaşmakta olan felaketleri ve diğer gerçekleri önceden insanlara gösterir. Yavaş yavaş, alıştıra alıştıra…

Böylece biz sıradan insanlar, o gerçeklere zihnen hazırlanmış oluruz ki yarın PAT! diye karşımıza çıktığında şaşırmayalım.

Benim bildiğim 1927 tarihli Metropolis filminden beri sinema bizi robotlara hazırlıyor. Ridley Scott’un 1982 tarihli Blade Runner filminden beri de biliyoruz ki bir gün insan nesli yok olma tehlikesiyle karşılaştığında ‘genetik mühendislik’ marifetiyle yaratılmış insansı yaratıklar hayatımıza girecekler.
Bütün bu gelişmeler bizi mutlu mu edecek yoksa bambaşka felaketlerin kapısını mı aralayacak?

İşte orasını bilemiyoruz.

Bilim dünyasından gelen haberler bazı bakımlardan ümit verici: Genetik mühendislik sayesinde, birkaç nesil sonra çok daha uzun ve sağlıklı bir yaşam insanoğlunu kucaklayacak.

Posted in TeknolojiYorumlar (0)

Tags: , , , , , , , ,

Kadınların bütün meselesi para mı?


Kadınların amacının ‘zengin bir koca bulup, rahat bir hayat sürmek’ olduğu fikri 1950′lerde kaldı sanıyorduk.

Gerçek hayattaki kadınlar da dizilerde gördüklerini yapmaya teşvik mi ediliyor yoksa?
Sarah Churchwell - 12 Haziran 2008 - The Guardian

‘Sex and the City’ filminin daha dumanı tüterken şimdi de Audrey Tautou’nun başrolünü oynadığı ‘Zengin Avcısı’ (Priceless / Hors de Prix) adlı film İngiltere’de gösterime giriyor.

2006 yılında çekilen ve İngiltere’ye çok gecikmeli gelen filmde, servetinden yararlanmak için bir erkeği baştan çıkaran bir kadının öyküsünü izliyoruz. ( Yoksa biz bu filmi görmüş müydük? Hani 2003 tarihli ‘Dayanılmaz Zulüm’ filmi, başrollerde George Clooney ve Catherine Zeta-Jones. Hatırladınız mı?)

Gerçek hayattaki kadınlar da aynı yoldan gidip aynı şeyleri yapmaya teşvik mi ediliyor yoksa? Zengin koca bulmaya yönelik özel websiteleri, işin sırlarını öğreten kitaplar ve bu türden bir hayatın ne kadar güzel olduğunu haykıran tişörtler.

‘Zengin Avcısı’ bir Fransız filmi. Daha önce ‘Amelie’ filminde hayata ve insanlara duyduğu sevgisiyle bizleri mest eden Audrey Tautou bu ‘şirin’ romantik komedi filminde erkek avcısı bir vamp kadın olma yolunda.

Çocuksu bir masumlulukla şirin genç kız pozları keserek kalplerimize giren ama ondan sonra seksi bir kadın imajına bürünmek isteyen kimler gelip geçmedi ki bu sahnelerden?

Zengin Asvcısı filmi ‘Sex and the City’nin Fransız versiyonu değil. Ama seyrederken arada o kadar çok paralellikler görüyorsunuz ki kadınların eski klişelere ve materyalizme bu kadar bağlı olmaları sizi biraz burkuyor. Kadınların hayattaki amacının ‘zengin koca bulup rahat ve zengin bir hayat sürmekten ibaret’ olduğu fikri 1950′lerde veya 1960′lrda kaldı sanıyorduk. Öyle ya, kendi ayakları üstünde durmak, kendi vücutları üzerinde hak sahibi olmak yolunda 1968′den bu yana Batı dünyasının kadınları çok uzun ve sancılı mücadelelerden geçti. Çok acılar çektiler. Ama o da ne? Meğer başladığımız yere dönmüşüz!

Belki de insan doğasının bir gereğidir bu: En az zahmetli yoldan gitmek isteriz. Ama ‘evlilik’ yoluyla elde edilecek bir servete ve rahat yaşam tarzına sahip olmak hayali ‘gelişmiş’ dünyanı kadınlarını en ufak şekilde rahatsız etmiyor bile.

Hikayenin başlangıcını hatırlıyor musunuz? 1961 tarihli ‘Tiffany’de Kahvaltı’ filminde ‘tiffany’ aslında güvenli bir ortamı sembolize etmekteydi. Yani bir kadının asıl hayali ‘güvenli ve huzurlu’ bir ortamda hayata devam edebilmek olarak sunulmuştu. Ama yarım yüzyıl sonra gene aynı yere döndük: Bir kadının gerçekten ama gerçekten istediği şey buymuş meğerse.

Bunu bize tekrar hatırlatan ‘Sex and the City’ dizisne teşekkür edelim. (Ah evet, sinema salonuna giderken kendinize sorduğunuz soru Mr.Big ile Carrie’nin en sonunda “evlenmesi” ile ilgili değil miydi?)

Posted in YaşamYorumlar (0)

Tags: , , , , , , ,

İyi kocalar da aldatır


‘Evlilik dışı bir kaçamak’ sadece kötü kocalara ait bir özellik değil.
Anlaşılıyor ki erkeklerin mantıklı ve soğukkanlı davranış olarak düşündükleri bir tarz, kadınların indinde ‘duygusuz’ hatta ahlaksız bir tutum olarak değerlendirilebiliyor.

Amerikalı evlilik danışmanı Mira Kirshenbaum ‘When Good People Have Affairs’ (İyi İnsanlar eşlerini aldattığında) diye bir kitap yazdı ve ortalık karıştı. Yazarın tezi oldukça basit aslında: İmzayı atarken hangi sözü verirsek verelim ilişkilerde uzun vadeli ‘doğru ve yanlış’ kavramları yok. Her şey değişken.

Bir ilişkide işe yarayan tutum ve davranışlar başka bir ilişkide işe yaramıyor, o zaman ne yapacağız? Veya daha önemli soru şöyle: Kimin tutum ve davranışlarına bakacağız?

Doğrusunu itiraf edelim: Duygusal ve etik konularda kadın ve erkeklerin aynı yazılımı kullandıkları gibi bir varsayımdan yola çıkıyoruz. Oysa bu ikisi aynı işletim sistemini bile kullanmıyorlar. Mars’ta ve Venüs’te başka lisanların konuşulduğunu biliyoruz ama nedense bilmiyormuş gibi davranıyoruz.

KİTAPTA ANLATILAN NEDİR?

‘When Good People Have Affairs’ kitabında yazar Mira Kirshenbaum insanlara gizli ilişkilerini iyi yönetmelerini ve evliliklerini sağlam tutmalarını öğütlüyor.

İngiliz Guardian gazetesi bu kitabı tanıtırken ‘evlilik dışı bir kaçamak’ yaşamak için 17 neden saymış ki bunlar arasında “Bugün işte çok sıkıldım” veya “Ama ben sadece nazik davranmaya çalışıyordum” gibi mazeretler de var.

Bir taraftan düşününce ne görüyorsunuz: Bütün tanınmış sanatçılar, bilim adamları, politikacılar ve filozoflar -hakkında bir şeyler bildiğiniz hemen her ünlü kişi kaçamaklar yaşamış. (Rahibe Teresa eğer evli olsaydı, o da kaçamak yapar mıydı acaba?)

Evlilik, sadakat ve gerçekler!

Her yıl yeni bir kitap veya araştırma sonucu ‘evlilikleri kurtarmak’ amacıyla bir takım reçeteler sunuyor ve insanlar bunları ilgiyle takip ediyor. Demek ki ‘kurtarılması gereken’ bir sürü evlilik var.

Kurtarılamayan evliliklerin ise sonu boşanmayla sonuçlanıyor. (3. sayfada okuduğumuz kıskanç eş cinayetlerini saymazsak tabii)

İŞTE SİZE 3 SORULUK BİR TEST

1- İş yerinizdeki lacivert giyimli stajyer belli ki sizden çok hoşlanmış ve size karşı yaptığı bazı hareketler ve söylediği sözler tıpkı gazetelerin magazin sayfalarında ‘baştan çıkarıcı hareket’ olarak tanımlanan tarzda.

Durumu fark eden yakın bir arkadaşınız size ‘bu ilişkinin’ anlamını sorduğunda siz:

A: Gözyaşlarına boğulur ve bir eş olarak başarısız olduğunuzu söylersiniz
B: O stajyerle aranızda seks ilişkisi yaşanmadığını söylersiniz -ki yalan değil

2- Diyelim ki siz 16.Yüzyıl’da İngiltere kralısınız ve genç bir kadınla evlendiniz. Fakat genç eşiniz maiyetinizdeki bazı yakışıklı subaylara fazla ‘yakın’ davranıyor. Ne yaparsınız?

A: Onu karşınıza alır ve nazik bir şekilde bu yaptığının yanlış olduğunu anlatırsınız
B: “Şunun kellesini uçurun!” diye emir verirsiniz

3- Diyelim ki siz ünlü bir sinema oyuncususunuz. Çok tanınmış bir modacı bir gün size çok özel bir kostüm getirdi ve akşamki özel gecede giymeniz için size ödünç verdi. Ama o ne? Bu elbiseyi sizden önce daha başka biri giymiş. Siz bu durumda:

A: O moda tasarımcısını ayıplarsınız ve kostümü iade edersiniz
B: Bu aralar moda o kadar acayip oldu ki alakasız bir şey giymek zahmetinden kurtuldunuz. Size ‘işe yarayacak’ bir kostüm gelmiş, ne güzel…

A cevaplarınız çoksa: Siz bir kadın gibi düşünüyorsunuz. İlişkileriniz için iyi gibi gelebilir ama işe yarıyor mu bari?
B cevaplarınız çoksa: Siz bir erkek gibi düşünüyorsunuz. Haklı olabilirsiniz ama bu tutumunuz pek hoş değil.

Posted in YaşamYorumlar (0)

Tags: , , , , , , , ,

Kadınların bütün meselesi para mı?


Kadınların amacının ‘zengin bir koca bulup, rahat bir hayat sürmek’ olduğu fikri 1950′lerde kaldı sanıyorduk.

Gerçek hayattaki kadınlar da dizilerde gördüklerini yapmaya teşvik mi ediliyor yoksa?
Sarah Churchwell - 12 Haziran 2008 - The Guardian

‘Sex and the City’ filminin daha dumanı tüterken şimdi de Audrey Tautou’nun başrolünü oynadığı ‘Zengin Avcısı’ (Priceless / Hors de Prix) adlı film İngiltere’de gösterime giriyor.

2006 yılında çekilen ve İngiltere’ye çok gecikmeli gelen filmde, servetinden yararlanmak için bir erkeği baştan çıkaran bir kadının öyküsünü izliyoruz. ( Yoksa biz bu filmi görmüş müydük? Hani 2003 tarihli ‘Dayanılmaz Zulüm’ filmi, başrollerde George Clooney ve Catherine Zeta-Jones. Hatırladınız mı?)

Gerçek hayattaki kadınlar da aynı yoldan gidip aynı şeyleri yapmaya teşvik mi ediliyor yoksa? Zengin koca bulmaya yönelik özel websiteleri, işin sırlarını öğreten kitaplar ve bu türden bir hayatın ne kadar güzel olduğunu haykıran tişörtler.

‘Zengin Avcısı’ bir Fransız filmi. Daha önce ‘Amelie’ filminde hayata ve insanlara duyduğu sevgisiyle bizleri mest eden Audrey Tautou bu ‘şirin’ romantik komedi filminde erkek avcısı bir vamp kadın olma yolunda.

Çocuksu bir masumlulukla şirin genç kız pozları keserek kalplerimize giren ama ondan sonra seksi bir kadın imajına bürünmek isteyen kimler gelip geçmedi ki bu sahnelerden?

Zengin Asvcısı filmi ‘Sex and the City’nin Fransız versiyonu değil. Ama seyrederken arada o kadar çok paralellikler görüyorsunuz ki kadınların eski klişelere ve materyalizme bu kadar bağlı olmaları sizi biraz burkuyor. Kadınların hayattaki amacının ‘zengin koca bulup rahat ve zengin bir hayat sürmekten ibaret’ olduğu fikri 1950′lerde veya 1960′lrda kaldı sanıyorduk. Öyle ya, kendi ayakları üstünde durmak, kendi vücutları üzerinde hak sahibi olmak yolunda 1968′den bu yana Batı dünyasının kadınları çok uzun ve sancılı mücadelelerden geçti. Çok acılar çektiler. Ama o da ne? Meğer başladığımız yere dönmüşüz!

Belki de insan doğasının bir gereğidir bu: En az zahmetli yoldan gitmek isteriz. Ama ‘evlilik’ yoluyla elde edilecek bir servete ve rahat yaşam tarzına sahip olmak hayali ‘gelişmiş’ dünyanı kadınlarını en ufak şekilde rahatsız etmiyor bile.

Hikayenin başlangıcını hatırlıyor musunuz? 1961 tarihli ‘Tiffany’de Kahvaltı’ filminde ‘tiffany’ aslında güvenli bir ortamı sembolize etmekteydi. Yani bir kadının asıl hayali ‘güvenli ve huzurlu’ bir ortamda hayata devam edebilmek olarak sunulmuştu. Ama yarım yüzyıl sonra gene aynı yere döndük: Bir kadının gerçekten ama gerçekten istediği şey buymuş meğerse.

Bunu bize tekrar hatırlatan ‘Sex and the City’ dizisne teşekkür edelim. (Ah evet, sinema salonuna giderken kendinize sorduğunuz soru Mr.Big ile Carrie’nin en sonunda “evlenmesi” ile ilgili değil miydi?)

Posted in YaşamYorumlar (0)

Tags: , , , , , , , , ,

Müslüman kadınların bekaret illüzyonu!


Avrupa’daki Müslüman kadınlar tıbbi yoldan bekarete dönüyor…
Paris yakınlarındaki özel klinikte kızlık zarı diktirme operasyonunun maliyeti yaklaşık 1.500 Euro. Ama 23 yaşındaki Fas kökenli Fransız öğrenci açısından yarım saatlik bu prosedür yeni bir hayata başlamakla eşdeğer: Bekaret illüzyonu.

Avrupa’da sayıları giderek artan Müslüman kadınlar gibi o da ‘himenoplasti’ adı verilen bu operasyonla kızlık zarını ‘bundan sonraki ilk penetrasyona kadar’ yenilemiş oluyor. Avrupa’daki Müslüman nüfus arttıkça; giderek daha fazla sayıda Müslüman genç kadın kendilerini Avrupa toplumunu sağladığı özgürlükler ve ailelerinin yüzyıllardır kökleşmiş olan gelenekleri arasında bocalar durumda buluyorlar.

BEKARET RAPORU İSTEYENLERİN SAYISI ARTIYOR

Avrupalı jinekologların kayıtlarına göre evlilik öncesinde ‘bekaret raporu’ isteyen Müslüman kadınların sayısı yıldan yıla artıyor. Bu trend ise kızlık zarının yeniden dikilmesi operasyonlarına yönelik talebi adeta patlatmış durumda. Bir taraftan Internet ilanlarıyla klinik hizmetleri potansiyel müşteri kitlesine duyurulurken, bir andan da bu operasyonun daha ucuza yapıldığı Tunus’a yönelik turistik paketler pazarlanıyor.

Çoğunlukla özel kliniklerde gerçekleştirilen ve sağlık sigortası kapsamına girmeyen bu operasyonların sayısını tam olarak tahmin etmek çok zor. Ancak kızlık zarı diktirme operasyonları o kadar çok konuşulur oldu ki bu hafta İtalya’da vizyona giren ‘Kadınların Kalpleri’ adlı komedi filminde bile bu konu ele alındı. Filmde, İtalya’da doğmuş olan Fas kökenli bir genç kadının kızlık zarını diktirmek üzere Fas’ın Kazablanka şehrine yaptığı yolculuk anlatılıyor.

Filmin yönetmeni Davide Sordella şöyle demekte: “Uçuk bir komedi unsuru olarak ele aldığımız bu durumun aslında çokça yaşanan bir durum olduğunu sonradan fark ettik. Bu kadınlar İtalya’da yaşayıp, rahat ve özgür bir hayat sürdürebilirler. Ama önemli olan anlarda kendi kültürlerine karşı gelmek cesaretini her zaman gösteremiyorlar.”

Bu konu Fransa’da başka bir açıdan tekrar gündeme geldi. 40 yıl önceki cinsel devrimden önce bekaret konusu Fransa’da da bir tabuydu. Ancak yeni nesiller bu konuyu çoktan aştılar. Ta ki Lille mahkemesi iki Fransız Müslümanın 2006′daki evliliğini geçersiz sayana kadar. Mahkemeye başvuran damat, karısının bakire çıkmadığını ileri sürerek evliliğin iptalini istemişti. Mahkeme bu talebi üzerine söz konusu evliliği iptal etti.

‘Bakire değilsin nikah geçersiz’
Fransa’da bakire gelin tartışması

Bu karar Fransa’da büyük çalkantılara neden olurken Müslüman adalet bakanı Rachida Dati’nin istifası istendi. Bakan geri adım atarak davanın temyize götürülmesini emretti.

Fransa’da bekaretin birden bu kadar önemli hale gelmesi feministleri ve hukukçuları oldukça kızdırmışa benziyor. “Fransa’daki Müslüman kadınlara ‘Bu konu önemlidir ve başınıza dert açabilir” mesajının verildiğini bunun ise Avrupa’daki Müslüman kadınları korkuya sevk ettiği ileri sürülüyor.

OLAYIN AHLAKİ YÖNÜ

Bu operasyonları yapan Dr. Marc Abecassis “Bana gelen hastalar için ahlaken neyin doğru neyin yanlış olduğunu sorgulamak bana düşmez. Amerika’daki meslektaşlarım da bu operasyonları yapıyor. Onların hastaları kocalarına ‘Sevgililer Günü’ sürprizi yapmak isteyen kadınlar. Bense burada bukadınlara yepyeni bir hayatın anahtarını veriyorum” diyor.

Fransız Jinekologlar ve Obstetrisyenler Birliği ise ahlaki, kültürel ve sağlık nedenlerinden ötürü bu operasyonlara karşı. Birliğin Başkanı Jacques Lansac “Eşitlik kazanabilmek için Fransa’da devrim yaptık. Kadınlar doğum kontrolü ve kürtaj hakkına sahip olsun diye 1968′de cinsel devrim gerçekleştirildi. Bütün bunlardan sonra kızlık zarına tekrardan bu kadar önem verilir olması, geçmişten gelen hoşgörüsüzlüğe boyun eğdiğimiz anlamına geliyor” diyor.

Avrupa’da yaşayan ve İslami kuralları sürdürmek isteyen Müslümanlar ile modern toplum arasındaki değerler farklılığının yakın gelecekte ortadan kalkmayacağı açık bir gerçek olarak görünüyor.

Posted in DünyaYorumlar (0)

Tags: , , , , , ,

Kadınlar, erkeklerden bıktı mı?


İngiliz Ulusal İstatistik Kurumu’nun (ONS) yaptığı bir araştırma kadınlarda “para ve zamanı erkeklerle paylaşmama” eğiliminin giderek arttığını ortaya koydu.
Halen 25-44 yaşları arasındaki kadınların yüzde 8’inin yani 690 bin kadının yalnız yaşamayı tercih ettiği gözlenirken bu rakamın 20 yıl önce 345 bin olduğuna dikkat çekildi.

Toplum bilimciler tek kişilik hanelerin 2026’da nüfusun yüzde 70’i olacağı görüşünde. Araştırmada kadınların 3’te 2’si bir partnerleri olmadan da mutlu bir hayat yaşabileceklerini söyledi. Kadınlar, iş, yoğun sosyal hayat ve sporun aşka zaman bırakmadığını belirtti.

Posted in YaşamYorumlar (0)

Tags: , , , , , , ,

Yaz aşkları rehberi!


En sonunda yaz geldi. Okul bitmesine şurada ne kaldı ki? Siz de serbestsiniz, ne güzel! Koskoca yazı yalnız geçirecek değilsiniz ya. Size bir yaz aşkı lazım.

Yaz aşklarının kısa süreli olduğunu bilmelisiniz. Yaz aşkları yaz yağmurları gibidir. Birden gelir, şiddetli bir şekilde yaşanır ve sonra aniden biter. Geriye tatlı bir anı kalır. Yaz aşkınızın hakkını verin.

Öncelikle ihtiyacınız olan

• Uygun bir partner,
• Plan yapma yeteneği ve,
• Bir de bitiş tarihi.

İşte sizler için hazırladığımız yaz aşkı rehberi:

1. Adım: Yaz aşkının kurallarını iyi anlayın. Yaz aşkları iki haftayla üç ay arası bir süre devam eder. Ve kesinlikle ciddi ilişki olmazlar. Siz ve partneriniz bu gerçeği baştan kabul etmezseniz ikinizden biri sonradan acı çekecektir.

2. Adım: Takılmak için uygun birini bulun. Uygun biri olarak kastettiğimiz kişi, yaz aşkı yaşamaya istekli biri olmalıdır. Yaz konserleri, rock festivali gibi etkinliklerde böyle biriyle karşılaşma olasılığınız çok yüksektir. Cool takılmak adına kendinizi kasmayın, rahat olun. Böylece uygun bir sevgili bulma şansınız katlanacaktır.

3. Adım: Bitiş tarihini garantiye alın. Yaz aşkı dediğin en geç sonbaharda biter. Yaz aşkınızın okullu başka bir şehirde mi? Yoksa yaz aşınız tatili bitince kendi ülkesine dönecek olan bir yabancı mı? En güzel yaz aşkı böyle olur zaten.

Dikkat: Kapı komşunuz, sınıf arkadaşınız, en iyi arkadaşınızın kız arkadaşı veya kız arkadaşı veya bir ilişkiden yeni çıkmış kalbi kırık bir kişiyi yaz aşkı olarak seçmeyin. Sonra çok üzülürsünüz

4 . Adım: Potansiyel sevgilinin ne düşündüğüne bakın. İlişkiden beklentisini iyice tartın. “Ben eğlenmeyi severim. Birlikte hoş vakit geçireceğiz sanırım” gibi cümleler kurun. Aynı frekansta buluşuyorsanız ne ala! Eğer siz böyle sözler edince karşınızdaki kişinin suratı asılmaya başlamışsa oradan hemen uzaklaşın.

5. Adım: Limitinizi iyi bilin, sınırı aşmayın. Yaz aşkı yüreğinizde heyecan duyguları uyandırmaya başlamışsa, onu her gün görüp her an birlikte olacaksınız diye bir kural yok. Haftada birkaç gün görüşmek yeterlidir. Birbirlerinizin ailesiyle tanışmaya kalkmayın ve gizli sırlarınızı paylaşmayın. Ve sakın birbirinizin adını dövme yaptırıp vücudunuza kazımayın!

6. Adım: Çıkış stratejinizi planlayın. Ağustos ayının ortalarına doğru ‘aşkınızın bitmekte olduğunu’ hissettirin. Bu aşamada hafif bir burukluk yaşanması normal. Elbette birbirinizi sonra tekrar arayacağınıza dair sözler verebilirsiniz, bunda bir sakınca yok. Ama bu sözlerin tutulmayacağını bilin.

7. Adım: Eylül gelir, film biter. Bu tarihte hala ele ele, göz göze, diz dize takılmaya devam etmeyin artık. Biraz ağlamak iyidir. Herhangi bir duygu hissetmiyorsanız bile karşı tarafın hislerine saygı duyun ve gerekiyorsa ‘ayrılık acısı çekiyormuş’ gibi yapın. Sonunda ayrılık acısı yaşanmayan yaz aşkı da olur mu yani?

8. Adım: Veda zamanı. Ayrılırken samimi bir öpücük vermeyi unutmayın. Birlikte harika zaman geçirdiğinizi mutlaka belirtin. “Biliyorum ki sen birisini çok mutlu edeceksin. Sen de mutlu olmayı hakediyorsun” gibi bir laf söylemeyi unutmayın.

Posted in YaşamYorumlar (0)

Tags: , , , , ,

Türk erkeklerinin yüzde 70′i erken boşalıyor


Dr. Cem Keçe, ilk kez cinsel ilişkiye giren genç erkeklerde erken boşalmanın sık görüldüğünü ve erkeğin daha sonraları boşalma süresi üzerinde bir kontrol geliştirebildiğini belirtti.

Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği Başkanı Dr. Cem Keçe; “Erken boşalma; sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde, çok az bir uyarılmayla ve kişinin istemesinden önce, vajinaya girme öncesi, girer girmez ya da hemen sonra boşalmanın olması şeklinde tanımlanır. Erken boşalmada önemli olan süre değil, boşalma refleksi üzerinde istemli denetimin olmamasıdır. Denetimsizliği tanımlamada erken sözcüğü uygun olmadığından erken boşalma yerine denetimsiz boşalma ya da istemsiz boşalma terimlerinin kullanılması daha uygun olacaktır.

Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği olarak yaptığımız araştırmalara göre Türk erkeklerinin %70’i erken boşalıyor. Cinsel terapist erken boşalma tanısını koymadan önce yaş, cinsel birleşme sıklığı, partner özellikleri, ön sevişme süresi ve ortamın uyarıcılığı gibi etkenleri göz önüne almalıdır” dedi.

BİR BAŞVURU KİTABI: CİNSELLİĞİN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI

Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı adlı kitabının alanında ilk ve mutlaka okunması gereken bir başyapıt olduğunu söyleyen Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği Başkanı Dr. Cem Keçe; “Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı; başta erken boşalma sorununu yaşayan erkekler, erken boşalmaktan endişe duyan genç erkekler, çocuklarının erken boşalmaması için neler yapılması gerektiğini öğrenmek isteyen ebeveynler olmak üzere; cinsel terapistlere, cinsel danışmanlara, medya mensuplarına ve konuyla ilgilenen herkese sesleniyor.

Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı; hastalar için oku ve cinsel sorunlarını anla, erken boşalmanı kontrol et; cinsel terapistler, hekimler, psikologlar ve psikolojik danışmanlar için oku ve iyi et; anne ve babalar için oku ve çocuğunu cinsel hastalıklardan koru; gençlerimiz için oku ve cinsel sorun yaşama; medya mensupları içinse oku ve cinsel sorunlar hakkında doğru bilgilendir mantığı hazırlanmış bir başvuru kaynağıdır.

Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı; erken boşalma sorunu yaşayan erkeklerin kendi kendilerine veya eşleriyle birlikte sorunun üstesinden nasıl gelebileceklerine odaklanmış bir rehber kitaptır, büyük bir bilgelikle ve empatiyle yazılmış bir başucu eseridir, herkesin anlayabileceği bir üslupta yazılmış bir cinsel tedavi kitabıdır. Özellikle boşalma refleksi üzerinde denetim kazanmayı hedefleyen erkeklerin evde yapabilecekleri egzersizlerin işe yararlılığını kanıtlayan tavsiyeler ve vaka örnekleriyle doludur” dedi.

Posted in SağlıkYorumlar (0)

Books Blogs - BlogCatalog Blog Directory