Tag Arşivi | "kadın"

Tags: , , , , , , , , , , , , ,

Sarhoştum hatırlamıyorum!


Sarhoşken yaşanan kötü anıların hafızadan silindiği, alkolün bu yüzden bağımlılık yaptığı ortaya çıktı.
İngiliz bilim adamları, alkolün hafızayı etkilediğini, içkinin bir partiyle ilgili güzel şeylerin hatırda kalmasını kolaylaştırdığını, ancak yaşanan kötü şeylerin hatırlanmasını zorlaştırdığını söylediler.

Çok içen kişilerin hafızaları üzerinde yapılan incelemeler, sarhoşken yaşanan kötü şeylerin hatırlanamamasının, aksine güzel şeylerin akla gelmesinin, tekrar tekrar içilmesinin temel nedenlerinden biri olduğu belirtildi.

Sussex Üniversitesi’nde görevli profesör Theodora Duka, Liverpool Üniversitesi’nde düzenlenen Bilim Festivali’nde yaptığı konuşmada, endişeyi giderdiği, mutluluk ve zevk verdiği, yasakları deldirdiği bilinen alkolün bağımlılık yaratmasına en büyük katkının, hafıza üzerindeki etkisi olabileceğini belirterek, alkolün iyi anıları hatırlatarak daha çok içmeye teşvik ettiğini kaydetti.

KADINLARI YANLIŞ HÜKME SEVKEDİYOR

Theodora Duka, alkolle ilgili bazı çalışmaların da, alkolün, özellikle kadınlarda yanlış hükümlere varma olasılığını arttırdığını gösterdiğini sözlerine ekledi.

Posted in SağlıkYorumlar (0)

Tags: , , , , , , , , , ,

Kadınlar daha çok kabus görüyor


Kadınların geceleri, erkeklere kıyasla çok daha fazla kabus ve duygusal rüyalar gördüğü belirlendi.
170 Gönüllü üzerinde yapılan araştırmada, deneye katılanların hatırladıkları son rüyayı anlatmaları istendi.

Erkeklerin yüzde 19′u, kadınlarınsa yüzde 30′u kabus gördüklerini anlattı.

West of England Üniversitesi araştırma görevlilerinden Dr.Jennifer Parker, kadın ve erkeklerin genel rüya sayısında bir farklılık olmadığını kaydetti. Diğer araştırmalar, kadınların erkeklere kıyasla daha huzursuz uyuduklarını ortaya koyuyor.

Bunun bir nedeninin, kadının âdet kanaması öncesi dönemlerinde, vücudunda meydana gelen ısı değişiklikleri olabileceği belirtiliyor.

Pkikoloji uzmanı olan Dr.Parker, kadınların regl dönemi öncesinde daha canlı ve rahatsız edici rüyalar gördüklerinin, uzun zamandır bilindiğine işaret ediyor. Dr.Parker, “Bu araştırmayla pekiştirilen bilgi, kadınların erkeklere kıyasla, daha kötü rüyalar görüyor olmaları.” dedi.

Araştırmaya katılan kadınların, sevdikleri bir kişiyi kaybetmek gibi son derece duygusal olayların rüyasını daha çok gördükleri saptandı.

KADINLAR SORUNLARI UYKUYA TAŞIYOR

Dr.Jennifer Parker, “Duygusal bilgileri işlemden geçirme konusunda, kadınların çözüme kavuşturamadıkları sorunları geceleri uykularına taşımaya daha eğilimli oldukları gözlendi.” dedi.

Edinburg Uyku Merkezi’nin Müdürü Dr. Chris Idzikowski, sözkonusu araştırmada rüya görme konusunda kadın ve erkekler arasında bir fark olmasına şaşmadığını söyledi.

Ancak Dr.Idzikowski, kadınların daha çok kabus mu görüdükleri ya da görülen kabusları, kadınların mı daha çok hatırladığı konusunun, açıklık kazanmadığını belirtti.

Dr.Idzikowski, bulguların eldeki bilgileri doğruladığını, kadınların daha huzursuz uyuduğunu ve daha çok uykusuzluk çektiğini kaydetti.

Uykunun sık sık bölünmesinin de rüyaların hatırlanmasını kolaylaştırdığı, ancak bölünen uykunun, aynı zamanda, kişideki kaygı ve korku duygularını da tetikliyor olabileceği kaydedildi.

Posted in SağlıkYorumlar (0)

Tags: , , , , , , ,

Robotlarla aşk insanlığın sonunu mu getirecek?


İşte bu aşk serüvenidir ki insanoğlunu nice badirelerden atlatmış ve neslinin devamını sağlamıştır…

Derler ki Hollywood’un asıl işlevi budur: Yaklaşmakta olan felaketleri ve diğer gerçekleri önceden insanlara gösterir. Yavaş yavaş, alıştıra alıştıra…

Böylece biz sıradan insanlar, o gerçeklere zihnen hazırlanmış oluruz ki yarın PAT! diye karşımıza çıktığında şaşırmayalım.

Benim bildiğim 1927 tarihli Metropolis filminden beri sinema bizi robotlara hazırlıyor. Ridley Scott’un 1982 tarihli Blade Runner filminden beri de biliyoruz ki bir gün insan nesli yok olma tehlikesiyle karşılaştığında ‘genetik mühendislik’ marifetiyle yaratılmış insansı yaratıklar hayatımıza girecekler.

Posted in TeknolojiYorumlar (0)

Tags: , , , , , , ,

Robotlarla aşk insanlığın sonunu mu getirecek?


İşte bu aşk serüvenidir ki insanoğlunu nice badirelerden atlatmış ve neslinin devamını sağlamıştır…

Derler ki Hollywood’un asıl işlevi budur: Yaklaşmakta olan felaketleri ve diğer gerçekleri önceden insanlara gösterir. Yavaş yavaş, alıştıra alıştıra…

Böylece biz sıradan insanlar, o gerçeklere zihnen hazırlanmış oluruz ki yarın PAT! diye karşımıza çıktığında şaşırmayalım.

Benim bildiğim 1927 tarihli Metropolis filminden beri sinema bizi robotlara hazırlıyor. Ridley Scott’un 1982 tarihli Blade Runner filminden beri de biliyoruz ki bir gün insan nesli yok olma tehlikesiyle karşılaştığında ‘genetik mühendislik’ marifetiyle yaratılmış insansı yaratıklar hayatımıza girecekler.
Bütün bu gelişmeler bizi mutlu mu edecek yoksa bambaşka felaketlerin kapısını mı aralayacak?

İşte orasını bilemiyoruz.

Bilim dünyasından gelen haberler bazı bakımlardan ümit verici: Genetik mühendislik sayesinde, birkaç nesil sonra çok daha uzun ve sağlıklı bir yaşam insanoğlunu kucaklayacak.

Posted in TeknolojiYorumlar (0)

Tags: , , , , ,

İdrar kaçırmaya son


Türkiye’deki kadınların en büyük sorunlarından biri olan idrar kaçırma 20 dakikalık müdahale ile yok ediliyor.
Türkiye’de kadınların yüzde 15-17’sinin idrar kaçırma sorunu yaşadığı ve bu sorunun yaklaşık 20 dakika süren cerrahi müdahale ile tedavi edilebildiği bildirildi.

Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Genel Sekreteri, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil, idrar kaçırmanın, yaşamı tehdit eden bir sağlık sorunu olmadığını ancak tedavi yerine kendi haline bırakıldığında yaşam kalitesini bozan ve depresyona sürükleyen kronik bir hastalığa dönüştüğünü söyledi.

MENOPOZLA BİRLİKTE ARTIYOR

İdrar kaçırma sorunun genellikle orta yaştan sonra görülmeye başladığını, menopozla birlikte görülme sıklığının arttığını belirten İtil, sorunun, yaşlılığın bir parçası olarak görülmemesi gerektiğini, tedavi seçeneklerinin bulunduğunu vurguladı.

İtil, yapılan çalışmalara göre, ”Türkiye’de kadınların yaklaşık yüzde 15-17’sinin idrar kaçırma sorunu yaşadığının tespit edildiğini” ifade ederek, ”Bu, birçok kronik hastalıktan daha yüksek bir orandır. Bu kadınların birçoğu, ya sorununun halledilemeyeceğini düşünerek doktora gitmiyor ya da utandığından sorunu saklı tutuyor” dedi.

İdrar kaçırmaya özellikle rahim, mesane sarkmaları, zorlu doğumlar, yaş, menopoz etkileri, daha önce geçirilmiş rahim ameliyatları, kabızlık, şişmanlık, kronik öksürük gibi karın içi basıncı artıran durumların zemin hazırladığına dikkati çeken İtil, iki tip idrar kaçırma problemi görüldüğünü ifade etti.

20 DAKİKADA SONUÇ

Öksürme, hapşırma, koşma ve yürüme sırasında ortaya çıkan birinci tip idrar kaçırmanın tedavisinin cerrahi yöntemlerle mümkün olduğunu belirten İtil, ”Bu tip idrar kaçırma sorununda, lokal anesteziyle mesane boynuna uygulanan sentetik askı operasyonuyla tedavi mümkün. Günümüzde, bu operasyonlar yaklaşık 20 dakika gibi kısa bir sürede sonuçlanıyor” diye konuştu.

İtil, cerrahi müdahale için herhangi bir yaş sınırının bulunmadığını, yapılan ameliyatların sonuçlarının başarılı olduğunu kaydetti. İtil, ”Sonuçlar çok iyi. Aynı gün hasta idrarını yapabiliyor, uzun süre sonda kalmasına gerek kalmıyor. Ameliyat sonrasında, yüzde 90′ın üstünde memnuniyet sağlanıyor” dedi.

İtil, sık sık idrara çıkma, gece idrara kalkma, tuvalete yetişememe gibi belirtilerle karakterize olan ikinci tip idrar kaçırma sorununun ise ilaçla tedavi edildiğini söyledi. İtil, ”Bir kadının günde 8 kez idrar yapması normalken, rahatsız olanlar günde 20-25 kez, hatta daha fazla idrar yapıyor” diye konuştu.

6 AY İLAÇ TEDAVİSİ

Tedavi yöntemine karar verilmeden önce idrar kaçırma sorunun hangi tip olduğunun mutlaka belirlenmesi gerektiğini anlatan İtil, ”Gerekli testler yapılmalı. İlaç tedavisi görecek hastanın ameliyat edilmesi, ameliyat olması gereken hastanın ise ilaç tedavisi görmesi son derece yanlıştır. Sorunları daha da artırır” uyarısında bulundu.

İtil, ilaç tedavisinin en az 6 ay uygulandığını ifade ederek, ”Doz, hastanın durumuna göre azaltılarak ya da çoğaltılarak 1-2 yıl uygulanıyor. İlaçların, ağız kuruluğu dışında önemli bir yan etkisi bulunmuyor” dedi.

Posted in SağlıkYorumlar (0)

Tags: , , , , ,

Sen çok iyi bir insansın ama senle olmaz…


Siz aslında son derece efendi ve düzgün bir insansınız ama o kız sizi değil de öteki karaktersiz adamı seçti.

‘Yahoo! Personals’ uzmanı April Masini genç çiftlere ipucu veriyor: ‘İyi bir insan’ olmak iyi bir ilişki kurmaya yetmez.

Bu duyguyu erkekler iyi bilir: Siz aslında son derece efendi ve düzgün bir insansınızdır. Yakışıklı ve kibar olduğunuzu söylemeye hiç gerek yok. Ama haftalardır peşinde koştuğunuz o kız sizi değil de öteki tipsiz ve yalancı adamı seçti.

Neden? diye sorduğuuzda ise şöyle bir cevap alırsınız: “Sen çok iyi birisin ama ben seni arkadaş olarak seviyorum..”

“Tanrım bu kadınlar ne kadar da garip?” diye düşündünüz. Dürüst ve kibar bir erkek istediklerini söylerler sonra da en alakasız tipleri seçerler. İlişkilerinin hep hüsranla sonuçlanmasına şaşmalı mı?

“Şimdi hazır olun çünkü size duymaktan pek de hoşlanmayacağınız bazı sırları bir kadının ağzından duymak üzeresiniz…”
diyen ‘Yahoo! Personals’ uzmanı April Masini konuyu şöyle açıklıyor:

Bir def sizin ‘efendi’ bir adam olmanız kadınların indinde sıkıcı ve sıradan biri olacağınızı anlamına gelir. Sözlüğe bakın, bu kelimenin anlamı şöyle: uyumlu, sakin ve tatmin edici. Yani hiç sıradışı bir tip değilsiniz, heyecan verici hiç değilsiniz ve .. maalesef seksi değilsiniz. Çünkü ‘efendi’ adamların ‘seksi’ olmaları pek rastlanan bir durum değildir.

Ama bir kadının ‘en yakın’ arkadaşı olarak, omzuna yaslanacağı ve diğer erkekleri çekiştirebileceği ir arkadaş ihtiyacı da vardır ve şansa bakın ki bu arkadaşların da ‘efendi’ bir erkek olmaları tercih edilir.

Bu tür ‘efendi’ adamlar kadına pek de heyecan vermiyor. O zaman da ‘kimya’ tutmuyor. Lütfen yanlış anlamayın: kadınlara yanlış davranıyor değilsiniz. Saygısızlık falan ettiğiniz de yok. Ama hoşlandığınız kadın size “Çok hoş bir insansın ama..” diyorsa, kendinize biraz daha fazla saygı duymanız gereken bir durumdasınız demektir.

Şöyle açıklayalım: “Kadına pek de önem vermeyen bencil adam, niçin en sonunda kadını elde eden adam olur?” Cevap çok basit: ‘Efendi’ arkadaş çok yakında gelecek ve kadını teselli edecektir de ondan. Kadına ilgi gösterip onu şımartacak bir erkeği el altında bulundurmayı her kadın ister. Fedakar ve güvenilir bir arkadaş olarak ondan iyisi bulunmaz zaten.

Ama kadının güvenini kazanmak ve ona nazik davranmak için yani ‘efendi bir adam’ olabilmek için çaba sarfeden erkeğin, kadının gözünde ‘kendine güvensiz, umutsuz ve kadının ilgisine muhtaç’ bir görüntü verdiğini bütün kadınlar bilir de hiç biri bunu yüzünüze söylemeyecektir. Çünkü ‘hoş ve fedakar’ bir arkadaşı kaybetmeyi kim ister ki? Ve bu zavallı adamın kendisine duyduğu saygıdan daha fazlasını kadından görmesi beklenemez.

Kadınlar esas olarak ‘kendine güvenen’ bir partner arayışı içindedirler. İnsanın doğası böyle: bir şeyi elde etmek için ne kadar çok çaba harcarsak ona o kadar çok değer veriyoruz. Serseri çocuğun ‘hoş çocuk karşısındaki avantajı da burada yatıyor işte: O kendisine güvenli ve pervasız olduğu için kadın onun ilgisini çekmek ister. İlgisini zaten kadına yöneltmiş olan ‘efendi’ çocuğun bu rekabette şansı yok.

Ve ‘efendi’ çocuk olmaktan sıkılan ve biraz da ‘pervasız’ adam rolünü takınarak kadınlar karşısında şansını denemek isteyen erkeklere elbette bir tavsiyemiz olacak.

Öyle bir tavır takının ki kadına şu mesajı verin: “Gerçekten hoş bir kadınsın, seninle birlikte olmak isterim. Ama o kadar meşgulüm ki. .Yapmam gereken o kadar çok önemli iş var ki… Üstelik hayatımda çok heyecanlı şeyler de oluyor ve onları kaçırmak istemiyorum!”

Rolünüzü iyi oynayabilirseniz bir sonraki aşk filminde esas oğlan siz olabilirsiniz. İyi şanslar!

Posted in YaşamYorumlar (0)

Tags: , , , , , ,

Seks ve Suudi kızı!


Suudi Arabistan’a ‘kadınsı’ bir ışık getiren genç yazar, peçenin arkasındaki gizemleri yazıyor.

Suudi yazar Rajaa Alsanea, sonraki yıllarda Suudi Arabistan’ın ilk kadın bakanı olmayı da kafasına koymuş durumda. (Fotoğraf: Arşiv)
Kadınların oy vermek ve otomobil kullanmak gibi haklardan bile mahrum olduğu Suudi Arabistan’da Rajaa Alsanea adlı kadın yazarın kitapları çok ilginç bir satış grafiği yakaladı. Bağnazlığıyla meşhur Suudi toplumu, kadınların sesine kulak vererek yeni bir toplumsal gelişimin sinyallerini mi veriyor?

‘Riyad’lı Kızlar’ adlı kitabıyla Arap alemine yeni bir soluk getiren yazarın kitabı tabii ki Arabistan’da basılamazdı. Bu işi üstlenen İngiltere’deki Fig Tree yayınevi oldu. Adeta ‘Sex and the City’nin Arap versiyonu sayılabilecek bu kitapta dört genç orta-sınıf Arap kızının boğucu bir toplum düzeninde yaşadıkları aşk ve eğlence arayışı konu ediliyor.

Arabistan’daki karaborsada el altından yüksek fiyatla satılmaya başlanan bu kitap nedeniyle genç yazara ölüm tehditleri gelmeye başladı bile. “Tabuları kırmak veya isyan başlatmak gibi bir niyetim yoktu. Sadece bazı insanların geleneklerin etrafından dolaşmak için nasıl yollar bulduklarını anlatmak istedim. Benim tanıdığım genç kadınlar modern ve stil sahibi bir hayat sürmek ve aşık olmak istiyorlar, tıpkı dünyanın diğer yerlerindeki genç kadınlar gibi. Asla skandal yaratmak gibi bir niyetim yoktu.” diye anlatan 25 yaşındaki Arap yazar, 18 yaşından beri yazmakta olduğunu belirtiyor.

Londra ve İsviçre’deki özel kliniklerde her yıl yüzlerce Suudi kadının estetik ameliyattan geçtiği, botoks ve burun operasyonları yaptığı hatırlatıldığında genç Suudi yazar “Televizyonumuz ve Internetimiz var. Batılı kadınların sahip olduğu bazı şeyleri biz de istiyoruz” diye cevap veriyor.

Ailesindeki bazı kadınların başı açık olmasına rağmen Rajaa Alsanea üç yıl önce kendi isteğiyle başını örtmüş. “İnancımı bu şekilde ifade etmeye karar verdim” diyor.

ŞİMŞEKLERİ ÜZERİNE ÇEKİYOR AMA…

Suudi Arabistan’daki muhafazakar çevrelerinin öfkelerinin hedefi haline gelmiş olmasına rağmen Alsenea aslında iyi bir Suudi kızı: “Suudi Arabistan’da din ve geleneği birbirinden ayırmamız lazım. Kadınların araba süremeyeceğini veya boşanmış kadınlara toplumun kötü muamele etmesi gerektiğini Allah söylemedi ki. Suudi hükümeti Suudi halkı üzerinde baskı uygulamıyor. Eğer aileler değişmek isterse, o zaman yasalar da değişir” diyerek Suudi toplumunun daha özgür ve modern olmasındaki asıl engelin ‘kafa yapısı’ olduğunun da altını çizmiş oluyor.

“Eğer ABD’de kalsaydım o zaman bir korkak olurdum ve Allah’ın bana verdiği nimetleri hak etmemiş olurdum. Ülkeme dönmeli ve bazı şeyleri değiştirmeye başlamalıyım. Bu benim görevim. Annem, benim Suudi Arabistan’ın ilk kadın bakanı olmamı istiyor” diyen Alsenea şimdiden bir şeyleri değiştirmeye başlamış görünüyor.

Posted in YaşamYorumlar (0)

Tags: , , , , , , , ,

Kadınların bütün meselesi para mı?


Kadınların amacının ‘zengin bir koca bulup, rahat bir hayat sürmek’ olduğu fikri 1950′lerde kaldı sanıyorduk.

Gerçek hayattaki kadınlar da dizilerde gördüklerini yapmaya teşvik mi ediliyor yoksa?
Sarah Churchwell - 12 Haziran 2008 - The Guardian

‘Sex and the City’ filminin daha dumanı tüterken şimdi de Audrey Tautou’nun başrolünü oynadığı ‘Zengin Avcısı’ (Priceless / Hors de Prix) adlı film İngiltere’de gösterime giriyor.

2006 yılında çekilen ve İngiltere’ye çok gecikmeli gelen filmde, servetinden yararlanmak için bir erkeği baştan çıkaran bir kadının öyküsünü izliyoruz. ( Yoksa biz bu filmi görmüş müydük? Hani 2003 tarihli ‘Dayanılmaz Zulüm’ filmi, başrollerde George Clooney ve Catherine Zeta-Jones. Hatırladınız mı?)

Gerçek hayattaki kadınlar da aynı yoldan gidip aynı şeyleri yapmaya teşvik mi ediliyor yoksa? Zengin koca bulmaya yönelik özel websiteleri, işin sırlarını öğreten kitaplar ve bu türden bir hayatın ne kadar güzel olduğunu haykıran tişörtler.

‘Zengin Avcısı’ bir Fransız filmi. Daha önce ‘Amelie’ filminde hayata ve insanlara duyduğu sevgisiyle bizleri mest eden Audrey Tautou bu ‘şirin’ romantik komedi filminde erkek avcısı bir vamp kadın olma yolunda.

Çocuksu bir masumlulukla şirin genç kız pozları keserek kalplerimize giren ama ondan sonra seksi bir kadın imajına bürünmek isteyen kimler gelip geçmedi ki bu sahnelerden?

Zengin Asvcısı filmi ‘Sex and the City’nin Fransız versiyonu değil. Ama seyrederken arada o kadar çok paralellikler görüyorsunuz ki kadınların eski klişelere ve materyalizme bu kadar bağlı olmaları sizi biraz burkuyor. Kadınların hayattaki amacının ‘zengin koca bulup rahat ve zengin bir hayat sürmekten ibaret’ olduğu fikri 1950′lerde veya 1960′lrda kaldı sanıyorduk. Öyle ya, kendi ayakları üstünde durmak, kendi vücutları üzerinde hak sahibi olmak yolunda 1968′den bu yana Batı dünyasının kadınları çok uzun ve sancılı mücadelelerden geçti. Çok acılar çektiler. Ama o da ne? Meğer başladığımız yere dönmüşüz!

Belki de insan doğasının bir gereğidir bu: En az zahmetli yoldan gitmek isteriz. Ama ‘evlilik’ yoluyla elde edilecek bir servete ve rahat yaşam tarzına sahip olmak hayali ‘gelişmiş’ dünyanı kadınlarını en ufak şekilde rahatsız etmiyor bile.

Hikayenin başlangıcını hatırlıyor musunuz? 1961 tarihli ‘Tiffany’de Kahvaltı’ filminde ‘tiffany’ aslında güvenli bir ortamı sembolize etmekteydi. Yani bir kadının asıl hayali ‘güvenli ve huzurlu’ bir ortamda hayata devam edebilmek olarak sunulmuştu. Ama yarım yüzyıl sonra gene aynı yere döndük: Bir kadının gerçekten ama gerçekten istediği şey buymuş meğerse.

Bunu bize tekrar hatırlatan ‘Sex and the City’ dizisne teşekkür edelim. (Ah evet, sinema salonuna giderken kendinize sorduğunuz soru Mr.Big ile Carrie’nin en sonunda “evlenmesi” ile ilgili değil miydi?)

Posted in YaşamYorumlar (0)

Tags: , , , , , , ,

İyi kocalar da aldatır


‘Evlilik dışı bir kaçamak’ sadece kötü kocalara ait bir özellik değil.
Anlaşılıyor ki erkeklerin mantıklı ve soğukkanlı davranış olarak düşündükleri bir tarz, kadınların indinde ‘duygusuz’ hatta ahlaksız bir tutum olarak değerlendirilebiliyor.

Amerikalı evlilik danışmanı Mira Kirshenbaum ‘When Good People Have Affairs’ (İyi İnsanlar eşlerini aldattığında) diye bir kitap yazdı ve ortalık karıştı. Yazarın tezi oldukça basit aslında: İmzayı atarken hangi sözü verirsek verelim ilişkilerde uzun vadeli ‘doğru ve yanlış’ kavramları yok. Her şey değişken.

Bir ilişkide işe yarayan tutum ve davranışlar başka bir ilişkide işe yaramıyor, o zaman ne yapacağız? Veya daha önemli soru şöyle: Kimin tutum ve davranışlarına bakacağız?

Doğrusunu itiraf edelim: Duygusal ve etik konularda kadın ve erkeklerin aynı yazılımı kullandıkları gibi bir varsayımdan yola çıkıyoruz. Oysa bu ikisi aynı işletim sistemini bile kullanmıyorlar. Mars’ta ve Venüs’te başka lisanların konuşulduğunu biliyoruz ama nedense bilmiyormuş gibi davranıyoruz.

KİTAPTA ANLATILAN NEDİR?

‘When Good People Have Affairs’ kitabında yazar Mira Kirshenbaum insanlara gizli ilişkilerini iyi yönetmelerini ve evliliklerini sağlam tutmalarını öğütlüyor.

İngiliz Guardian gazetesi bu kitabı tanıtırken ‘evlilik dışı bir kaçamak’ yaşamak için 17 neden saymış ki bunlar arasında “Bugün işte çok sıkıldım” veya “Ama ben sadece nazik davranmaya çalışıyordum” gibi mazeretler de var.

Bir taraftan düşününce ne görüyorsunuz: Bütün tanınmış sanatçılar, bilim adamları, politikacılar ve filozoflar -hakkında bir şeyler bildiğiniz hemen her ünlü kişi kaçamaklar yaşamış. (Rahibe Teresa eğer evli olsaydı, o da kaçamak yapar mıydı acaba?)

Evlilik, sadakat ve gerçekler!

Her yıl yeni bir kitap veya araştırma sonucu ‘evlilikleri kurtarmak’ amacıyla bir takım reçeteler sunuyor ve insanlar bunları ilgiyle takip ediyor. Demek ki ‘kurtarılması gereken’ bir sürü evlilik var.

Kurtarılamayan evliliklerin ise sonu boşanmayla sonuçlanıyor. (3. sayfada okuduğumuz kıskanç eş cinayetlerini saymazsak tabii)

İŞTE SİZE 3 SORULUK BİR TEST

1- İş yerinizdeki lacivert giyimli stajyer belli ki sizden çok hoşlanmış ve size karşı yaptığı bazı hareketler ve söylediği sözler tıpkı gazetelerin magazin sayfalarında ‘baştan çıkarıcı hareket’ olarak tanımlanan tarzda.

Durumu fark eden yakın bir arkadaşınız size ‘bu ilişkinin’ anlamını sorduğunda siz:

A: Gözyaşlarına boğulur ve bir eş olarak başarısız olduğunuzu söylersiniz
B: O stajyerle aranızda seks ilişkisi yaşanmadığını söylersiniz -ki yalan değil

2- Diyelim ki siz 16.Yüzyıl’da İngiltere kralısınız ve genç bir kadınla evlendiniz. Fakat genç eşiniz maiyetinizdeki bazı yakışıklı subaylara fazla ‘yakın’ davranıyor. Ne yaparsınız?

A: Onu karşınıza alır ve nazik bir şekilde bu yaptığının yanlış olduğunu anlatırsınız
B: “Şunun kellesini uçurun!” diye emir verirsiniz

3- Diyelim ki siz ünlü bir sinema oyuncususunuz. Çok tanınmış bir modacı bir gün size çok özel bir kostüm getirdi ve akşamki özel gecede giymeniz için size ödünç verdi. Ama o ne? Bu elbiseyi sizden önce daha başka biri giymiş. Siz bu durumda:

A: O moda tasarımcısını ayıplarsınız ve kostümü iade edersiniz
B: Bu aralar moda o kadar acayip oldu ki alakasız bir şey giymek zahmetinden kurtuldunuz. Size ‘işe yarayacak’ bir kostüm gelmiş, ne güzel…

A cevaplarınız çoksa: Siz bir kadın gibi düşünüyorsunuz. İlişkileriniz için iyi gibi gelebilir ama işe yarıyor mu bari?
B cevaplarınız çoksa: Siz bir erkek gibi düşünüyorsunuz. Haklı olabilirsiniz ama bu tutumunuz pek hoş değil.

Posted in YaşamYorumlar (0)

Tags: , , ,

İnsanın yumurtlama anına ilk bakış


Belçika’da bir kadın hastanın olağan ameliyatı sırasında, tesadüfen yumurtlama anı ilk kez görüntülendi.
Şimdiye dek yalnızca hayvanların yumurtlamasını ayrıntılı bir biçimde görüntüleyen araştırmacılardan sonra insanın yumurtlama anı ise, kadın hastalıkları uzmanı Dr. Jacques Donnez’in bir hastasına rahim ameliyatı yaptığı sırada filme alındı.

45 yaşındaki Belçikalı hastanın doktoru Donnez, New Scientist dergisine yaptığı açıklamada, bu görüntülerin, bilim adamlarının bu sürece dahil yapıları anlamasına yardımcı olacağını bildirdi. Donnez, ”nokta işareti” büyüklüğündeki bir yumurtanın yumurtalıktan çıkma sürecinin 15 dakikada tamamlandığına ameliyat sırasında tanık olduğunu da kaydetti.

Yumurtlama anının resimlerinin New Scientist dergisinde yayımlandığı bildirildi.

Posted in SağlıkYorumlar (0)

Books Blogs - BlogCatalog Blog Directory