Tag Arşivi | "Sağlık"

Tags: , , , , ,

Manisa’da ishal vakaları


Manisa’nın Kırkağaç ilçesinde kusma ve ishal şikayetiyle hastaneye kaldırılan çocuk sayısı 410′a yükseldi.
Takviye için Akhisar ve Soma ilçelerinden istenen sağlık personeli de Kırkağaç’a giderek çalışmalara başladı.

Kırkağaç Kaymakamı Aykut Pekmez, çocukların hayati tehlikelerinin bulunmadığını açıkladı.

Çocukların yakınları Aksu mevkiindeki içme suyu hattında yapılan çalışmalar nedeniyle suların kesik olduğunu, şikayetlerin sular geldikten sonra ortaya çıktığını ileri sürdü.

Belediye hoparlöründen de vatandaşlara su içmemeleri yönünde sık sık anons yapılmaya başlandı. Kırkağaç Devlet Hastanesi’nde kusma ve ishal şikayetiyle gelen çocukların 0-15 yaş arasında oldukları belirtildi.

Çocukların yakınları, Aksu mevkisindeki içme suyu hattında yapılan çalışmalar nedeniyle iki gündür suların kesik olduğunu, çocuklardaki şikayetlerin sular geldikten sonra ortaya çıktığını ileri sürdü.

Posted in SağlıkYorumlar (0)

Tags: , , , ,

Botoks yaptıranlar: Dikkat!


Botulinum toxin (ya da bilinen adıyla Botoks) bilinen en güçlü sinir zehirlerinden biridir.

Geçtiğimiz yıllarda estetik ve tedavi amaçlı olarak bu maddenin çokça kullanılmaya başlaması insanlara pek de şaşırtıcı gelmedi.

Ama bütün ilaçlarda olduğu gibi tezgah altı tedavilerde çok düşük miktarlarda bile olsa botok kullanımının risk taşıdığını bilmek gerekiyor. Bu madde sindirim sistemine girerse son derece öldürücü olmakla birlikte sağlıklı insanlar bile bu maddeyi kaslarına enjekte ettirmekten çekinmiyorlar.

BOTOKS MUCİZE Mİ TEHDİT Mİ?

Botulinum toxin maddesi, Clostridium botulinum adlı bir bakteriden üretilir. Bu bakteri havasız ortamlarda büyür ve eğer gıda maddelerine sızacak olursa ölümcül etkiler yaratır. Kasları zayıflatan ve felce varan etkileri olduğu gibi solunum faaliyetini ciddi şekilde sekteye uğratabileceği de saptanmıştır.

Küçük miktarlarda kaslara zerk edildiğinde kasları gevşeterek spazmlara engel olur. Bu etki aylarca sürer ve sonra kaybolur. O zaman hekim gerekli görürse bu toksinin tekrar enjekte edilmesine karar verebilir.

1970’lerden itibaren özellikle göz kaslarında (şaşılığı önleyici anlamda) kullanılmaya başlayan botoks maddesinin estetik amaçlı olarak kullanılabileceği ilk olarak 1987’de fark edildi. Bu toksin maddenin yedi değişik çeşidi olmasına rağmen yalnızca iki tanesi tıpta kullanılmaktadır.

Botoks kullanımının şu ana kadar bilinen yan etkileri ve zararlı sonuçları, gönüllü olarak iletilen hasta ve klinik raporlarından öğreniliyor. Yanlış bir teknik, hatalı dozaj veya zaten mevcut bir tıbbi sorun botoks kullanımı üzerine ortaya çıkan komplikasyonları şu ana kadar kayda geçen yan etkiler.

Ancak kullanımdan kaynaklanan sorunların pek çoğunun henüz tıp literatürüne girmediği çünkü çok sayıda hastanın botoks operasyonlarını yasal ve güvenli olmayan merkezlerde yaptırmakta olduğu düşünülüyor.

KAS SİSTEMİ RİSK ALTINDA OLABİLİR

Bir miktar botoks enjekte edildiğinde, enjeksiyon bölgesine yakın kaslarda istenmeyen etkilerin görünebileceği zaten biliniyor. Söz gelişi yüze yaılan botoks uygulaması göz kapaklarında sarkmalara neden olabiliyor.

Ancak bu olumsuz yan etkilerin vücudun daha uzak kesimlerindeki kaslarda da görülebileceği konusunda ciddi kuşkular var.

Uzman hekimler tarafından yapılan botoks uygulamalarının oldukça güvenli olmasına karşın, yeterince tecrübe sahibi olmayan pratisyenlerin yaptığı botoks uygulamalarında yaşanan bazı çok ciddi sonuçlar kayıtlara geçmiş durumda.

Amerikan ecza ve ilaç ajansı, botoks uygulaması yapan doktorların, uygulamayta geçmeden önce olası yan etkiler konusunda hastalara tam bilgi vermesini ve bütün risklerden haberdar etmesini şart koşmuş durumda.

Estetik operasyonlarının kaçak kliniklerde yapıldığı, narkoz sırasında hastaların öldüğü ülkemizde ise, estetik ve güzellik amaçlı girişilebilecek botoks operasyonlarda aslen ZEHİRLİ bir maddenin enjekte edildiğini asla akıldan çıkarmamak gerekiyor.

Posted in SağlıkYorumlar (0)

Tags: , , , , ,

Diyet mi? Aklınızdan bile geçirmeyin!


Yoksa hepsi bir kandırmaca mı? ‘Zayıflama sektörü’ bizi mi kandırıyor?

‘Dieting Makes You Fat’ kitabında yazar Geoffrey Cannon, diyet yapmanın kendi içinde barındırdığı paradoksa dikkat çekiyor: Diyet yapmak, aslında tedavi etmeyi vaad ettiği hastalığın bizzat sebebi olmuş durumda.

Dieting Makes You Fat (Diyet yapmak sizi şişmanlatır) adlı kitabın yazarı Geoffrey Cannon, sağlık ve zayıflama sektörünün bize empoze ettiği kavramları sorguluyor.

Herhangi bir kitapçı dükkanından içeri girdiğinizde emin olmanız gereken şey şu: Raflar size mucize zayıflama reçeteleri sunan kitaplarla doludur. Kimsi size bir haftalık mucize diyetle 10 kilo vermenin sırlarını vaad ederken bir diğer kitap yeni bir uzmanın geliştirdiği yeni bir reçeteyle yalnız bu yaz değil, hayatının geri kalan kısmında da ne kadar ince ve sağlıklı görüneceğinizi söylemektedir.

Nihayet bir yazar çıktı ve “Kral çıplak!” diye haykırdı. ‘Dieting Makes You Fat’ kitabında yazar Geoffrey Cannon, diyet yapmanın kendi içinde barındırdığı paradoksa dikkat çekiyor: Diyet yapmak, aslında tedavi etmeyi vaad ettiği hastalığın bizzat sebebi olmuş durumda.

Cannon’un argümanı oldukça sade: Evrimsel süreçte insan vücudu açlık ve diyet arasındaki farkı ayırt edebilecek şekilde gelişmedi. Normal besinimizden daha azını almaya başladığımızda, vücudumuz buna yağları yakarak değil, tam tersine, yağ stoklayarak karşılık veriyor.

“Diyet dönemlerini ne kadar uzun tutarsak, vücutlarımız da o kadar uzun süre boyunca bir takım vital fonksiyonları kısıyor ve vücut yağı biriktirmeye başlıyor” diyen Cannon’a göre bunu iradeyle ilgisi yok. Metabolizmalarımızın doğal refleksi bu.

Herhangi bir diyet reçetesini denemiş hatta bunda başarılı olmuşsanız belki de şu tavsiye size şok edici gelecek: “Eğer fazla kilonuz olduğunu düşünüyorsanız, diyet yapmayı aklınızdan bile geçirmeyin!” Yapmanız gereken şey daha fazla hareket etmek ve sabırlı olmak.

George Cannon ‘normalden daha fazla hareket ederek’ vücudumuzu yeni ve taze dokular üretmek konusunda eğitebileceğimizi ve bu sayede vücutta biriken yağları yakabileceğimizi belirtiyor.

Bu tavsiyeyi duyunca tabii ki koşturup fast food veya yağlı gıdalar tüketmeye başlamayın! Kitapta ileri sürülen tez, besin dengenizi korumanız ama vücudunuzu daha çok hareket ettirmeniz gerektiği.

Günlük hayattaki hareket ve egzersiz konusunda genel bir yanlış anlama da var. Bir ufak kek dilimi yediğinizde bunu yakmak için 2 saat tenis oynamanız gerektiğini söyleyen kalori hesabı gerçeği tam olarak yansıtmıyor.

Düzenli olarak günde 500-700 kalori yakacak kadar hareket eden insanlar hiç hareket etmeyen insanlara kıyasla çok daha ince bir yapıda olabiliyorlar. Jimnastik salonlarında egzersize başlayıp iki hafta sonra vazgeçecekseniz bunu hiç yapmayın! Günlük yaşantınızı ‘daha fazla hareket edecek’ şekilde değiştirin.

Posted in SağlıkYorumlar (0)

Tags: , , , , , , ,

Sağlığımız hakkında doğru bildiğimiz yanlışlar!


Tıptaki bütün gelişmelere rağmen sağlık konusunda bir sürü şeyi yanlış biliyoruz.

Vücudun normal ihtiyacı 750 ml sudur.
Romalılar devrinde hastalıkların tedavisi için vücuttan biraz kan akıtmanın yeterli olacağı sanılıyordu. O zamandan bu yana doğayı ve insan fizyolojisini anlamak yolunda çok mesafe aldık ama bazı mitleri bir türlü aşamadık.

21.Yüzyıl sağlık mantrası şöyle: Kilo vermek ve sağlıklı yaşamak için çokça su için ve karbonhidratlardan kaçının. Çoğu kere bunu sorgulamadan kabul ediyoruz.

Guncel.Net olarak açıklıyoruz: İşte doğru bildiğimiz bazı yanlışlar:

Günde sekiz bardak su içmeliyiz

Gerçek: Bu mitin kaynağı, suyun arındırıcı etkisine duyduğumuz inanç. Vücudun normal ihtiyacı 750 ml sudur. Bu miktarı aşan miktarda su alırsanız vücut bunu dışarı atar.

Bazı besinler kanseri önler

Gerçek: Gazetelerde çokça yer alan haberlere göre düşük yağlı bir diyet izler ve egzersiz yapabilirseniz kanseri önleyebileceğiniz anlatılıyor. Oysa kanser ilerleyen yaşla ortaya çıkma ihtimali artan ve pek çok tetikleyici faktörden etkilenebilen bir hastalıktır.

Sağlıklı beslenme ve egzersiz tabii ki sağlıklı bir yaşam için şarttır ama kanseri önlemenin kutsal formülü bu değildir.

Antibiyotikler ve alkol karıştırılmamalıdır

Gerçek: En yaygın yanlış anlamalardan biridir. Antibiyotiklerin etkisini azaltmamak adına, ilaç alırken alkolden kaçınılması tavsiye edilir. Oysa bu tam olarak doğru değildir. Antibiyotiklerin etkisi alkole alındıklarında azalmaz.

Ama Metronidazol ve Tinidazol bazlı ilaçlar alınırken alkol alınması durumunda baş ağrısı ve kusma gibi yan etkiler görülebilir.

Kilo vermek için karbonhidratlardan kaçınılmalıdır

Gerçek: Aslında pek de öyle değil. Junk food tabir edilen besinlerdeki hidrojenize yağlar şişmanlatıcı etkiye sahiptir, orası doğru. Ancak sağlıklı beslenme için lifli gıdalarla birlikte bir miktar karbonhidrat alınması vücudun enerji ihtiyacı için şarttır.

Bilgisayarlar sağlığımıza zararlıdır

Gerçek: Maalesef bu doğru. Bilgisayar kullanımı sırt ağrılarına yol açıyor. Gözleri de yoruyor.
Gün boyunca bilgisayar kullanmak durumundaki çalışanları ergonomik masa ve sandalyeler kullanması şart. Ayrıca her 20 dakikada bir gözlerinizi ekrandan en az 20 saniyeliğine ayırmalısınız.


Vücut kıllarını tıraş etmek, daha sonra kalın ve gür çıkmalarına neden olur

Gerçek: Epilasyoncuların çok sevdiği bir dedikodu bu. Jiletle aldığınız vücut kılları daha kalın veya daha çabuk çıkmaz.

Kötü beslenme ve kötü hijyen sivilcelere neden olur

Gerçek: Pek çok doktor, akne ve sivilcelerin esasen vücudun hormon salgısının bir sonucu olduğunu bilir. O yüzden ergenlik çağındaki gençlerde sıklıkla sivilce çıkar. Akne tedavisinde doktorlar diyet tedavi yöntemlerine başvursa daa asıl tedavi ilaç tedavisidir. İyi beslenmenin sağlıklı bir cilt için gerekli olmadığını söylemek istemiyoruz ama cilt bozukluklarının pek çok başka sebebi vardır.

Sağlıklı bir vücut için en gerekli yol detoksifikasyondur

Gerçek: Detoksifikasyon Batı’da son yıllarda başarıyla uygulanan bir yöntem. Ama son derece pahalı bir yöntem olduğunu da vurgulamak gerekli. Üstelik insan vücudu, dışarıdan alınan zehirli maddeleri temizlemek konusunda zaten gerekli ekipmanlara sahip durumda.

Düzenli egzersiz, ter atma ve vücudun su eksiğini giderme yoluyla vücudunuza destek olmanız şartıyla vücudunuz gerekli detoksifikasyonu yapacaktır. Bundan fazlası paranızı ve zamanınızı boşa harcamak olur.

Posted in SağlıkYorumlar (0)

Tags: , , , , , ,

‘Terliyken de su için’


Uzmanlar terliyken su içilmemeli düşüncesinin yanlış olduğunu belirtti.
Spor yaparken sıvı alınmaması ve terliyken su içilmemesi gerektiği düşüncenin yanlış bir inanış olduğu belirtildi. Sıcak havalarda yapılan sportif faaliyetler sırasında yaşanan sıvı kaybı, çabuk yorulma, kramp ve bacak ağrıları, sinirlilik ve mide bulantısı.

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sinan Karaoğlu, sıcakların en etkili olduğu temmuz, ağustos ve eylül aylarında sıvı kaybının neden olduğu tehlikelerin göz ardı edilmemesi gerektiğini bildirdi.

Karaoğlu, vücuttaki sıvı kaybı, fiziksel performansı negatif olarak etkiliyor. Sıcak havalarda yapılan sportif faaliyetler sırasında yaşanan sıvı kaybı, çabuk yorulma, kramp ve bacak ağrıları, sinirlilik ve mide bulantıları gibi sorunlara yol açıyor. Bu negatif etki sadece sporda değil, aktif yaşamda da gözle görülür performans düşüklüğü yaratıyor.

Bu nedenle sıcak havalarda, özellikle de sportif aktiviteler sırasında bol sıvı alınmalıdır. Sıvı alınarak, daha fazla enerji, güç ve dayanıklılık, daha serin bir vücut, daha uzun ve yüksek performans, sonraki aktivite için vücudun daha çabuk toparlanması sağlanabilir.”

“TERLİYKEN DE SU İÇİN”

Spor öncesi sıvı alınmamasının, spor sırasında çok susamaya yol açtığını, bunun sonucunda da gereğinden fazla su içme isteği doğduğunu kaydeden Karaoğlu, vücudun gereksiniminden fazla sıvı alınmasının da doğru olmadığına dikkati çekti. Karaoğlu, şöyle devam etti:

“Spor yaparken sıvı alınmaması ve terliyken su içilmemesi gerektiği düşüncesi, oldukça yanlış bir inanıştır. Spor öncesi sıvı alınmaması, spor sırasında çok susamaya yol açmakta, gereğinden çok su içme isteği doğmaktadır. Doğru sıvı alımı, az miktarlarda ancak sık sık içilerek yapılır.

Eğer aldığınız sıvı serin olursa, içmek daha zevkli gelir. Yani ‘terli terli su içilmez’ gibi bir mantık yanlıştır. Sıvı kaybının neden olduğu olumsuzlukların önüne geçilmesi için terliyken de su içilmelidir.

Suyla beraber vücudun kaybettiği elektrolit ve enerjiyi de yerine koyacak türde maddelerin alımı çok daha faydalıdır. Bu amaçla bir miktar tuzlu ayran veya şekerli içecekler kullanılabileceği gibi, oranı ve miktarları bilimsel verilerle ayarlanmış çeşitli elektrolit tuzlar, şekerli ve vitamin katkılı hazır sporcu içecekleri kullanmak daha da olumlu sonuç verir.”

Karaoğlu, “sıvı kaybına karşı üç kural unutulmamalıdır: Terleme ile kaybedilenlerin geri kazanılabilmesi için spor öncesinde, esnasında ve sonrasında sıvı alınmalı, doğru sıvılar tercih edilmeli, sıvı almak spor yaparken izlenilmesi gereken temel bir sağlık ve emniyet kuralı olarak algılanmalıdır” diye konuştu.

Posted in SağlıkYorumlar (0)

Tags: , , , , , , , , , ,

Diş sağlığı için 10 dakika


Ağız ve diş sağlığı için günde 10 dakika ayırmak yeterli.

Türkiye’nin ilk diş hastanesi olan İzmir Eğitim Diş Hastanesinin Başhekimi Prof. Dr. Necmi Gökay, beslenme ve bakım bozukluğunun dişlerin çürümesine, bunun da çene gelişimi bozukluğuna yol açtığını söyledi.

Prof. Dr. Gökay, son dönemde diş çürüğü şikayetlerinde artış gözlemlediklerini, geçen yıl hastanelerinde 2 bin 400 hastaya ortodonti tedavisi uygulandığını belirtti.

Özellikle son 3 yılda hastanelerine gelen hasta sayısında ciddi artış meydana geldiğini anlatan Prof. Dr. Gökay, şu bilgileri verdi:

“Beslenme ve bakım bozukluğu çürük sayısının artmasına, bu da çene gelişiminin bozukluğuna ve diş çapraşıklığına neden oluyor. Ağız ve diş sağlığında diş bakımının önemi büyük. Ağız ve diş sağlığı için herkes günde 10 dakikasını dişlerine ayırmalı. Muhakkak fırçalama yapılmalı. Bunun dışında ip kullanma ve gargara da diş bakımı için önemlidir.”

Posted in SağlıkYorumlar (0)

Tags: , , , , , , , ,

Yaz ilişkiniz kabusa dönüşmesin!


Uzmanlar cinsel yolla bulaşan hastalıkların yaz aylarında büyük bir artış gösterdiğini ortaya koydu.

Yapılan araştırmalara göre, yaz aylarında cinsel yolla bulaşan hastalıklarda artış var. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar en çok haziran, temmuz ve ağustos aylarında görülüyor. En çok görülen cinsel yolla bulaşan hastalık ise Gonore yani Bel Soğukluğu.

HASTALIKLARINI SAKLIYORLAR

Ayrıca evlilik gibi uzun süreli ilişkiler yaşayan ve yeni tanıştığı biriyle korunmadan ilişkiye giren kişilerin %80′nin de yakalandığı veya yakalanacağı cinsel yolla bulaşan hastalıklarını partnerlerinden saklamayı tercih ettikleri tespit edildi.

BÜYÜKŞEHİRLERDE DAHA ÇOK GÖRÜLÜYOR

Genel olarak cinsel ilişki yoluyla insandan insana bulaşan mikropların neden olduğu üreme organlarının enfeksiyonlarının “Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar” olarak adlandırıldığını söyleyen Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Başkanı Cinsel Terapist Dr. Cem Keçe; çeşitli kültürlerden, çok çeşitli şehirlerden ve ülkelerden gelen insanların fazlaca yaşadığı yerler olan büyük şehirlerde cinsel yolla bulaşan hastalıkların daha fazla görüldüğünü söyledi.

Dr. Cem Keçe, cinsel yolla bulaşan hastalıkların eski çağlardan beri varolan ve güncelliğini hiçbir zaman kaybetmemiş hastalıklar grubunda olduğunu söyleyerek bu hastalıkların son yıllarda artmasının nedenlerini şöyle sıraladı:

Cinsel konularda bilgi eksikliği, eğitim yetersizliği, toplumun sosyo-ekonomik yapısında meydana gelen bozukluklar ve özellikle ahlak kavramlarındaki değişiklikler, göçler, iç ve dış turizm, uyuşturucu ve alkol alışkanlıklarının artması, fahişelik, eşcinsellik, genelev alışkanlığı, gizli buluşma yerleri ile mücadele ve kontrollerin yetersizliği, gebeliği önleyici yöntemler ve ilaçlar ile gebe kalma korkusunun ortadan kalkması…

ÖLÜM NEDENLERİ LİSTESİNDE İLK BEŞTE

Cinsel yolla bulaşan hastalıkların Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) dünyada ölüm nedenleri listesinde ilk 5’de yer aldığına dikkat çeken CİSED Başkanı Cinsel Terapist Dr. Cem Keçe; “Cinsel yolla bulaşan hastalıklar ancak cinsel hastalığı olan birisiyle girilen cinsel ilişki sırasında yada fiziksel temas sonucunda bulaşabilir. Doğal olarak birden fazla cinsel partneri olan kişiler daha fazla risk altındadırlar.

AIDS virüsü, hepatit B, frengi, bel soğukluğu, herpes ve klamidyoz adı verilen hastalıklar gebelik süresince veya doğum sırasında anneden bebeğine bulaşabilir.

Ama başkasının bardağını veya çatal kaşığını kullanmakla cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanmazsınız. Ayrıca başkasının nefes ve öksürüğünden, onunla el sıkışmak ve öpüşmekle, böcek ve sivrisinek ısırması, tuvaletlerde klozet kapağından, yüzme havuzları veya hamamlardan da bu hastalıklar bulaşmaz” dedi.

BELİRTİLERİ NELER?

Özellikle yaz aylarında cinsel yolla bulaşan hastalıklarda bir artış görüldüğünü söyleyen Gülüm Bacanak; “İdrar yaparken yanma, acıma, sık sık idrara gitme, peniste, vajinada, makatta veya ağızda yaralar, siğiller ve içi su dolu kabarcıklar oluşması, penis, vajina veya makattan su gibi, süt gibi, beyaz, sarımtırak veya yeşil ve kokusu normal vajina akıntısından farklı akıntı olması, kasık kıllarında, makatta veya vajina etrafında kalıntı, kasıklarda şişkinlikler ve bezeler, yumurtalıkların birinde veya her ikisinde ağrı, karnın alt bölümünde ağrı, cinsel ilişkiden sonra kanama gibi şikayetler; cinsel yolla bulaşan hastalıkların en sık görülen belirtileridir.” diye konuştu.

KORUNMAK İÇİN NELER YAPILMALI?

• Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korkmayın, utanmayın, kendinizi ve sevdiklerinizi korumak için bir hekime başvurun ve tedavi olun.
• Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak için cinsel ilişkide mutlaka kondom kullanın. Ayrıca cinsel partner sayısının artmasının, hastalık bulaşma riskini de arttırdığını unutmayın.
• Hastalık belirtisi olmadan da bulaşma olabileceğini unutmayın.
• Alkol ve uyuşturucunun doğru ve sağlıklı düşünmeyi engelleyerek, cinsel ilişki sırasında olumsuz davranışlara neden olabileceğini ve bu şekilde cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanma riskinizi arttıracağını aklınızdan çıkarmayın.
• Size nakledilecek kanda gerekli testlerin yapılıp yapılmadığını mutlaka sorun.
• Başkalarının kullandığı şırınga ve iğneyi kullanmayın. Bir defa kullanılıp atılan şırınga ve iğne kullanılmasını isteyin.
• Hamile iseniz, doğum öncesi dönemde düzenli sağlık kontrollerinizi yaptırın.
• Verilen tedaviyi, şikayetleriniz geçse bile tam uygulayın.
• Tedavi süresince cinsel ilişkide bulunmayın yada ilişki olduğunda siz veya partneriniz kondom kullanın.

Posted in SağlıkYorumlar (0)

Tags: , , , , ,

İdrar kaçırmaya son


Türkiye’deki kadınların en büyük sorunlarından biri olan idrar kaçırma 20 dakikalık müdahale ile yok ediliyor.
Türkiye’de kadınların yüzde 15-17’sinin idrar kaçırma sorunu yaşadığı ve bu sorunun yaklaşık 20 dakika süren cerrahi müdahale ile tedavi edilebildiği bildirildi.

Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Genel Sekreteri, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil, idrar kaçırmanın, yaşamı tehdit eden bir sağlık sorunu olmadığını ancak tedavi yerine kendi haline bırakıldığında yaşam kalitesini bozan ve depresyona sürükleyen kronik bir hastalığa dönüştüğünü söyledi.

MENOPOZLA BİRLİKTE ARTIYOR

İdrar kaçırma sorunun genellikle orta yaştan sonra görülmeye başladığını, menopozla birlikte görülme sıklığının arttığını belirten İtil, sorunun, yaşlılığın bir parçası olarak görülmemesi gerektiğini, tedavi seçeneklerinin bulunduğunu vurguladı.

İtil, yapılan çalışmalara göre, ”Türkiye’de kadınların yaklaşık yüzde 15-17’sinin idrar kaçırma sorunu yaşadığının tespit edildiğini” ifade ederek, ”Bu, birçok kronik hastalıktan daha yüksek bir orandır. Bu kadınların birçoğu, ya sorununun halledilemeyeceğini düşünerek doktora gitmiyor ya da utandığından sorunu saklı tutuyor” dedi.

İdrar kaçırmaya özellikle rahim, mesane sarkmaları, zorlu doğumlar, yaş, menopoz etkileri, daha önce geçirilmiş rahim ameliyatları, kabızlık, şişmanlık, kronik öksürük gibi karın içi basıncı artıran durumların zemin hazırladığına dikkati çeken İtil, iki tip idrar kaçırma problemi görüldüğünü ifade etti.

20 DAKİKADA SONUÇ

Öksürme, hapşırma, koşma ve yürüme sırasında ortaya çıkan birinci tip idrar kaçırmanın tedavisinin cerrahi yöntemlerle mümkün olduğunu belirten İtil, ”Bu tip idrar kaçırma sorununda, lokal anesteziyle mesane boynuna uygulanan sentetik askı operasyonuyla tedavi mümkün. Günümüzde, bu operasyonlar yaklaşık 20 dakika gibi kısa bir sürede sonuçlanıyor” diye konuştu.

İtil, cerrahi müdahale için herhangi bir yaş sınırının bulunmadığını, yapılan ameliyatların sonuçlarının başarılı olduğunu kaydetti. İtil, ”Sonuçlar çok iyi. Aynı gün hasta idrarını yapabiliyor, uzun süre sonda kalmasına gerek kalmıyor. Ameliyat sonrasında, yüzde 90′ın üstünde memnuniyet sağlanıyor” dedi.

İtil, sık sık idrara çıkma, gece idrara kalkma, tuvalete yetişememe gibi belirtilerle karakterize olan ikinci tip idrar kaçırma sorununun ise ilaçla tedavi edildiğini söyledi. İtil, ”Bir kadının günde 8 kez idrar yapması normalken, rahatsız olanlar günde 20-25 kez, hatta daha fazla idrar yapıyor” diye konuştu.

6 AY İLAÇ TEDAVİSİ

Tedavi yöntemine karar verilmeden önce idrar kaçırma sorunun hangi tip olduğunun mutlaka belirlenmesi gerektiğini anlatan İtil, ”Gerekli testler yapılmalı. İlaç tedavisi görecek hastanın ameliyat edilmesi, ameliyat olması gereken hastanın ise ilaç tedavisi görmesi son derece yanlıştır. Sorunları daha da artırır” uyarısında bulundu.

İtil, ilaç tedavisinin en az 6 ay uygulandığını ifade ederek, ”Doz, hastanın durumuna göre azaltılarak ya da çoğaltılarak 1-2 yıl uygulanıyor. İlaçların, ağız kuruluğu dışında önemli bir yan etkisi bulunmuyor” dedi.

Posted in SağlıkYorumlar (0)

Tags: , , , , ,

Ne olur gerçeği söyleyin doktor!


Doktorunuzun size söylemek isteyip de bir türlü söyleyemediği şeyleri merak ediyor musunuz?

Ünlü Amerikan dergisi Reader’s Digest Temmuz 2008 sayısı için özel bir dosya hazırladı

Pratisyenler, cerrahlar, psikiyatrist ve pediatristlerden oluşan bir grup doktora “Hastalara söylemek isteyip de söyleyemediğiniz şey nedir?” sorusu yöneltildi.

Ankete cevap veren doktorlardan bazıları isimlerini gizlerken bazıları açıkça isminin yazılmasını bile istedi. Ve doktorların bize asla söylemeyeceği sırlar ortaya çıktı.

Bazısı komik, bazısı korkunç ve büsbütün şok edici bu sırları okuyun ve ‘daha anlayışlı ve akıllı’ bir hasta olma yolunda bir adım atın.

Doktorunuzla olumlu bir iletişim içinde olacağınız sağlıklı günler dileriz…

DOKTORUNUZ DİYOR Kİ…

Sizin anneniz olmaktan bıktım! Sizi her gördüğümde mecburen “Kilo vermeniz gerek” diyorum siz de bana “Valla hiçbir şey yemiyorum” diye yemin ediyorsunuz. Sonra da konu kapanıyor. Sonra da bana gelip sızlayan dizlerinizden, ağrıyan sırtınızdan bahsediyor ve iki basamak merdiven çıkınca nefesinizin kesildiğinden yakınıyorsunuz.

Ne yani şimdi sizin elinizden tutup çikolata ve gofret yemenin zararlarını mı anlatayım? Birçok hastanın dinlemeye bile zahmet etmediği şeyleri tekrar edip durmaktan bıktım artık!

Bir kardiyolog, Brooklyn,

“Hastaneler, hastaların bir an önce evlerine göndermek ister. Hastalarını hastaneden bir an önce çıkmaya ikna eden doktorlara bonus prim ödeyen hastaneler bile var.”

Medical Secrets (Tıp dergisi)

Posted in SağlıkYorumlar (0)

Tags: , , , , ,

Cep telefonunuz ne kadar radyasyon yayıyor?


CNET iki ilginç liste yayınlayarak hangi model cep telefonların ne kadar radyasyon yaydığını açıkladı.

Motorola V195s radyasyon oranı yüksek telefonlar arasında.

Teknoloji haberleri sitesi CNET editörleri bu listeyi yayınlamakla bazı cep telefonlarının risk oluşturduğunu veya bazı telefonların güvenli olduğunu ilan etmek gibi bir amaçları olmadığını özenle belirtiyorlar.

Cep telefonlarının güvenliği hakkındaki veriler açık ve kesin değil. Son dönemde gerçekleştirilen bazı uluslararası araştırmalarda üç değişik beyin tümörüyle cep telefonu kullanımı arasında bağlantı olduğunu ileri sürdüyse de Amerikan Gıda ve İlaç dairesi cep telefonlarının sağlığa zararlı olup olmadıklarına dair kesin veri olmadığını ileri sürüyor.

CNET sitesinin ilan ettiği tablolar, bir cep telefonunun spesifik soğurma oranı (SAR) değerine göre hesaplanmış. İnsan vücudu tarafından emilen radyo frekans enerjisini ölçen bir birim bu.

Amerika’da bir cep telefonunun onay alabilmesi için telefonun maksimum SAR düzeyinin 1.6 W/kg (beher kiloda watt) olması gerekiyor. Avrupa’da bu seviye 2 W/kg olarak belirlenmiş durumda. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu ki, değişik frekans farklı sonuçlar alınabildiği gibi insanların bünyelerine bağlı olarak elektromanyetik frekanslara gösterilen tolerans değişebiliyor. Aynı telefon mesela bir kulaklıkla kullanıldığında da daha az bir etki söz konusu.

Dört Motorola telefonu listenin başında yer alıyor. V195 modeli 1.6 W/kg. maksimum limite varırken BlackBerry Curve 8330 listenin beşinci sırasında.

Posted in TeknolojiYorumlar (0)

Books Blogs - BlogCatalog Blog Directory