Tag Arşivi | "seks"

Tags: , , , , , ,

Karpuz, yeni viagra mı?


Uzmanların yaptığı son açıklamalara göre, karpuz, kan dolaşımını arttırarak, damarları gevşetiyor.

Bhimu Patil, Texas Üniversitesi’ndeki çalışmaları yürüten grubun liderliğini yaptı.
New York Times’da yayınlanan bir habere göre, karpuz ereksiyon problemi yaşayan erkeklere yardımcı olabilir.

Texas Üniversitesi Sebze ve Meyve araştırmaları merkezinin müdürü Dr. Bhimu Patil, karpuzun içinde sitrülin adında bir fito-besin bulunduğunu söyledi.

Patil, Sitrülinin vücutta bir tür amino asit olan arginine dönüştüğünü, bu maddenin de vücuttaki nitrik oksit değerlerini yükselttiğini açıkladı. Arginin, vücuttaki kan dolaşımını arttırarak, viagra ile aynı etkiyi yaratıyor. Uzmanlar, argininin damarları gevşetme özelliğine sahip olması nedeniyle, ereksiyon sorununu çözemese de, önlemeye yardımcı olabileceğini ifade ediyor.

Patil, karpuzun, viagra gibi belirli bir organa etkisi bulunmasa da, yan etkisi olmaksızın kan damarlarını gevşetip kan dolaşımını arttırmak için birebir olduğunu savundu. İktidarsızlığa sebep olan diğer fizyolojik ve psikolojik nedenler olsa da, uzmanlar sitrülin ve arginin maddelerinin kan dolaşımının hızlanmasına iyi geldiğini belirtti.

Karpuzun yüzde 92’sinde su bulunuyor. Ancak geri kalan bölümü oluşturan likopen, kalp ve deri hastalıkları yanı sıra prostattan koruyan anti oksidanlarla dolu.

Karpuzun içinde de yüksek miktarda bulunan sitrülin maddesi, uzun yıllar kardiyovasküler tedavilerde, ek madde olarak satılıyordu.

Posted in SağlıkYorumlar (0)

Tags: , , , , , , ,

Robotlarla aşk insanlığın sonunu mu getirecek?


İşte bu aşk serüvenidir ki insanoğlunu nice badirelerden atlatmış ve neslinin devamını sağlamıştır…

Derler ki Hollywood’un asıl işlevi budur: Yaklaşmakta olan felaketleri ve diğer gerçekleri önceden insanlara gösterir. Yavaş yavaş, alıştıra alıştıra…

Böylece biz sıradan insanlar, o gerçeklere zihnen hazırlanmış oluruz ki yarın PAT! diye karşımıza çıktığında şaşırmayalım.

Benim bildiğim 1927 tarihli Metropolis filminden beri sinema bizi robotlara hazırlıyor. Ridley Scott’un 1982 tarihli Blade Runner filminden beri de biliyoruz ki bir gün insan nesli yok olma tehlikesiyle karşılaştığında ‘genetik mühendislik’ marifetiyle yaratılmış insansı yaratıklar hayatımıza girecekler.

Posted in TeknolojiYorumlar (0)

Tags: , , , , , , ,

Robotlarla aşk insanlığın sonunu mu getirecek?


İşte bu aşk serüvenidir ki insanoğlunu nice badirelerden atlatmış ve neslinin devamını sağlamıştır…

Derler ki Hollywood’un asıl işlevi budur: Yaklaşmakta olan felaketleri ve diğer gerçekleri önceden insanlara gösterir. Yavaş yavaş, alıştıra alıştıra…

Böylece biz sıradan insanlar, o gerçeklere zihnen hazırlanmış oluruz ki yarın PAT! diye karşımıza çıktığında şaşırmayalım.

Benim bildiğim 1927 tarihli Metropolis filminden beri sinema bizi robotlara hazırlıyor. Ridley Scott’un 1982 tarihli Blade Runner filminden beri de biliyoruz ki bir gün insan nesli yok olma tehlikesiyle karşılaştığında ‘genetik mühendislik’ marifetiyle yaratılmış insansı yaratıklar hayatımıza girecekler.
Bütün bu gelişmeler bizi mutlu mu edecek yoksa bambaşka felaketlerin kapısını mı aralayacak?

İşte orasını bilemiyoruz.

Bilim dünyasından gelen haberler bazı bakımlardan ümit verici: Genetik mühendislik sayesinde, birkaç nesil sonra çok daha uzun ve sağlıklı bir yaşam insanoğlunu kucaklayacak.

Posted in TeknolojiYorumlar (0)

Tags: , , , ,

Fuhuş sektörü ekonominin neresine oturuyor?


“Sınırlı kaynaklarla, sınırsız ihtiyaçların giderilmesi için yollar arayan bilim dalına ekonomi denir.”

Fuhuş o kadar evrensel bir konu ki, totaliter rejimle yönetilen ülkelerde bile hükümetlerin fuhuş konusunda yapmaya kalktığı her türlü yasaklama ve düzenleme çabası bir şekilde geri tepiyor.

Geçtiğimiz haftalarda Prof.Dr.Hurşit Güneş katıldığı bir toplantıda “Dışarıya 600 milyon dolar o.. parası yolluyoruz” sözleriyle tartışma yarattı.
Türkiye ekonomisindeki cari açığın doğru olarak hesaplanabilmesi için daha önce dikkate alınmayan bazı ‘görünmeyen’ kalemleri tarif ederken ‘o..’ ile başlayan bir sözcük kullanma ihtiyacı duyan profesöre en önemli tepki Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’dan geldi: “Güneş’in sözleri terbiye dışı, Ruslardan özür dilesin”

Profesör Güneş ise bu tepkiye “500 bin Nataşa’yı The Economist’ten aldım özre gerek görmüyorum” sözleriyle cevap verdi.

Anlaşıldığı kadarıyla ‘o…’ sözcüğünü kullanmış olmasının yarattığı ‘etik’ tartışmayı görmezden gelmiş ve işi “Benim ilan ettiğim rakamlar doğrudur” noktasına indirgemişti. Oysa tartışmaların ana odağında rakamların doğruluğu veya yanlışlığı yer almıyordu.

İKTİSATÇILARIN KONUYA İLGİSİ YENİ DEĞİL

Fuhuş sektöründe dönen paranın iktisatçıların ve maliyecilerin ilgisini çekmesi zaten bilinen bir olgu. Ancak konuya yaklaşım tarzındaki bir takım üslup kaymaları, başka türden sansasyonel tartışmalara yol açıyor. Bu durumda yanlış anlaşılmalar adeta kaçınılmaz hale geliyor.

Ekonomi, basit tanımla şöyle anlatılır: “Sınırlı kaynaklarla, sınırsız ihtiyaçların giderilmesi için yollar arayan bilim dalına ekonomi denir.” İnsanoğlunun temel dürtülerini ve ihtiyaçlarını sıralayan ve kategorize eden çok sayıda psikolojik ve sosyolojik tanımlamaları da buna eklediğimizde ‘üreme/seks’ güdüsünün tıpkı beslenme ve barınma ihtiyacı kadar normal ve insani bir dürtü olduğunu görürüz.

Bu durumda, Amerika’daki ‘Subprime Mortgage’ krizini incelerken insanoğlunun ‘barınma’ ihtiyacını veya global ekonomide yükselen gıda fiyatlarını incelerken de insanoğlunun ‘beslenme’ ihtiyacını göz önüne almadan yapılacak ekonomik ve sosyal analizler yetersiz kalmaya mahkumdur.

Aynı şekilde, fuhuş sektörünün ekonomideki etkilerini incelerken de objektif değerlerle hareket etmek ve ‘o..’ ile başlayan kelimede ifadesini bulan bir ilkelliğe düşmemek yerinde olacaktır. Esasen Türkiye’nin sorunlarına çare arayan siyasetçilerden ve akademisyenlerden beklenen de budur.

FUHUŞ VE EKONOMİDEKİ TÜKETİCİ DAVRANIŞI

“Tüketici davranışları incelenirken, ahlaki duyarlılıkları ne ölçüde dikkate alınabileceği”ne dair geçtiğimiz dönemde Kanada’da yapılan bir araştırmanın sonuçları Guncel.Net haber sitesinde yayınlanmıştı.

Etik yaklaşım prestij sağlıyor mu? başlıklı yazıda da açıkça görülebileceği gibi, ‘ahlaki’ görüş açıları ekonomik kararlar verme arifesindeki bir insanın kararlarını sanıldığı kadar etkilemiyor. Tüketiciler mal veya hizmet alımı tercihlerini yaparken, fiyat ve kalite rasyosunun kendi ihtiyaçlarına en uygun şeklini gözetiyorlar ve bu aşamada ‘etik’ kuralları pek de dikkate almıyorlar.

Konuya ilişkin olarak Türk entelijansiyası ve medyasında pek çok tartışma yapıldı ve hala da yapılmakta. Söz gelişi Hizmet Sektörü ve Leasing başlıklı bir analizde, fuhuş sektöründeki Rus etkisinin sosyo-ekonomik etkileri masaya yatırılmıştı.

Böyle bir durumda dört tane kadının televizyona çıkıp “Yerli malı kullan ey vatandaş!” çağrısında bulunuyor olması gerçekten çok komik durumlara yol açabiliyor.
Fuhuş o kadar evrensel bir konu ki, totaliter rejimle yönetilen ülkelerde bile hükümetlerin fuhuş konusunda yapmaya kalktığı her türlü yasaklama ve düzenleme çabası bir şekilde geri tepiyor.
EKONOMİK HESAPLAMALARDA JİGOLO FAKTÖRÜ DE VAR

Türkiye, ekonomide serbest pazar ilkelerini hayata geçirmeye çalışan ve global ekonominin getirdiği rekabet ortamında ayakta kalma mücadelesi veren dinamik bir ekonomiye sahip.

Böyle bir ülkede kimi akademisyenler ‘Rus kadınlara ödenen’ paraların cari işlemler açığını büyüttüğünü iddia ederken, belki de onlara şu soruyu sormakta fayda var:

‘Genç Türk erkeklerinin sunduğu ayrıcalıklı hizmetlerden’ yararlanmak için turistik merkezlerimize akın eden orta yaş ve üstü yalnız Avrupalı kadınların bıraktığı paraları, cari işlem açığının hesaplanmasında nereye yazacağız?
RUSLAR VE DİĞER GAFLAR

Türk siyasetçilerin Rus turistlere yönelik gafları ve ‘o..’ kelimesini kullanma konusundaki eğilimleri yeni değil.

Yaklaşık iki yıl kadar önce (o zamanki) Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç’un Rus turistler hakkında söylediği sözler de büyük ilgi çekmiş, Bakan daha sonra Ruslardan özür dilemek zorunda kalmıştı.
2 Haziran 1995 tarihinde ise dönemin bakanlarından Ayvaz Gökdemir, Türkiye’yi ziyaret eden Avrupalı bazı kadın milletvekilleri için ‘o..’ demiş, bu durum daha sonra Türkiye’nin başını çok ağrıtmıştı.

Posted in EkonomiYorumlar (0)

Tags: , , , , ,

Sen çok iyi bir insansın ama senle olmaz…


Siz aslında son derece efendi ve düzgün bir insansınız ama o kız sizi değil de öteki karaktersiz adamı seçti.

‘Yahoo! Personals’ uzmanı April Masini genç çiftlere ipucu veriyor: ‘İyi bir insan’ olmak iyi bir ilişki kurmaya yetmez.

Bu duyguyu erkekler iyi bilir: Siz aslında son derece efendi ve düzgün bir insansınızdır. Yakışıklı ve kibar olduğunuzu söylemeye hiç gerek yok. Ama haftalardır peşinde koştuğunuz o kız sizi değil de öteki tipsiz ve yalancı adamı seçti.

Neden? diye sorduğuuzda ise şöyle bir cevap alırsınız: “Sen çok iyi birisin ama ben seni arkadaş olarak seviyorum..”

“Tanrım bu kadınlar ne kadar da garip?” diye düşündünüz. Dürüst ve kibar bir erkek istediklerini söylerler sonra da en alakasız tipleri seçerler. İlişkilerinin hep hüsranla sonuçlanmasına şaşmalı mı?

“Şimdi hazır olun çünkü size duymaktan pek de hoşlanmayacağınız bazı sırları bir kadının ağzından duymak üzeresiniz…”
diyen ‘Yahoo! Personals’ uzmanı April Masini konuyu şöyle açıklıyor:

Bir def sizin ‘efendi’ bir adam olmanız kadınların indinde sıkıcı ve sıradan biri olacağınızı anlamına gelir. Sözlüğe bakın, bu kelimenin anlamı şöyle: uyumlu, sakin ve tatmin edici. Yani hiç sıradışı bir tip değilsiniz, heyecan verici hiç değilsiniz ve .. maalesef seksi değilsiniz. Çünkü ‘efendi’ adamların ‘seksi’ olmaları pek rastlanan bir durum değildir.

Ama bir kadının ‘en yakın’ arkadaşı olarak, omzuna yaslanacağı ve diğer erkekleri çekiştirebileceği ir arkadaş ihtiyacı da vardır ve şansa bakın ki bu arkadaşların da ‘efendi’ bir erkek olmaları tercih edilir.

Bu tür ‘efendi’ adamlar kadına pek de heyecan vermiyor. O zaman da ‘kimya’ tutmuyor. Lütfen yanlış anlamayın: kadınlara yanlış davranıyor değilsiniz. Saygısızlık falan ettiğiniz de yok. Ama hoşlandığınız kadın size “Çok hoş bir insansın ama..” diyorsa, kendinize biraz daha fazla saygı duymanız gereken bir durumdasınız demektir.

Şöyle açıklayalım: “Kadına pek de önem vermeyen bencil adam, niçin en sonunda kadını elde eden adam olur?” Cevap çok basit: ‘Efendi’ arkadaş çok yakında gelecek ve kadını teselli edecektir de ondan. Kadına ilgi gösterip onu şımartacak bir erkeği el altında bulundurmayı her kadın ister. Fedakar ve güvenilir bir arkadaş olarak ondan iyisi bulunmaz zaten.

Ama kadının güvenini kazanmak ve ona nazik davranmak için yani ‘efendi bir adam’ olabilmek için çaba sarfeden erkeğin, kadının gözünde ‘kendine güvensiz, umutsuz ve kadının ilgisine muhtaç’ bir görüntü verdiğini bütün kadınlar bilir de hiç biri bunu yüzünüze söylemeyecektir. Çünkü ‘hoş ve fedakar’ bir arkadaşı kaybetmeyi kim ister ki? Ve bu zavallı adamın kendisine duyduğu saygıdan daha fazlasını kadından görmesi beklenemez.

Kadınlar esas olarak ‘kendine güvenen’ bir partner arayışı içindedirler. İnsanın doğası böyle: bir şeyi elde etmek için ne kadar çok çaba harcarsak ona o kadar çok değer veriyoruz. Serseri çocuğun ‘hoş çocuk karşısındaki avantajı da burada yatıyor işte: O kendisine güvenli ve pervasız olduğu için kadın onun ilgisini çekmek ister. İlgisini zaten kadına yöneltmiş olan ‘efendi’ çocuğun bu rekabette şansı yok.

Ve ‘efendi’ çocuk olmaktan sıkılan ve biraz da ‘pervasız’ adam rolünü takınarak kadınlar karşısında şansını denemek isteyen erkeklere elbette bir tavsiyemiz olacak.

Öyle bir tavır takının ki kadına şu mesajı verin: “Gerçekten hoş bir kadınsın, seninle birlikte olmak isterim. Ama o kadar meşgulüm ki. .Yapmam gereken o kadar çok önemli iş var ki… Üstelik hayatımda çok heyecanlı şeyler de oluyor ve onları kaçırmak istemiyorum!”

Rolünüzü iyi oynayabilirseniz bir sonraki aşk filminde esas oğlan siz olabilirsiniz. İyi şanslar!

Posted in YaşamYorumlar (0)

Tags: , , , , , ,

Seks ve Suudi kızı!


Suudi Arabistan’a ‘kadınsı’ bir ışık getiren genç yazar, peçenin arkasındaki gizemleri yazıyor.

Suudi yazar Rajaa Alsanea, sonraki yıllarda Suudi Arabistan’ın ilk kadın bakanı olmayı da kafasına koymuş durumda. (Fotoğraf: Arşiv)
Kadınların oy vermek ve otomobil kullanmak gibi haklardan bile mahrum olduğu Suudi Arabistan’da Rajaa Alsanea adlı kadın yazarın kitapları çok ilginç bir satış grafiği yakaladı. Bağnazlığıyla meşhur Suudi toplumu, kadınların sesine kulak vererek yeni bir toplumsal gelişimin sinyallerini mi veriyor?

‘Riyad’lı Kızlar’ adlı kitabıyla Arap alemine yeni bir soluk getiren yazarın kitabı tabii ki Arabistan’da basılamazdı. Bu işi üstlenen İngiltere’deki Fig Tree yayınevi oldu. Adeta ‘Sex and the City’nin Arap versiyonu sayılabilecek bu kitapta dört genç orta-sınıf Arap kızının boğucu bir toplum düzeninde yaşadıkları aşk ve eğlence arayışı konu ediliyor.

Arabistan’daki karaborsada el altından yüksek fiyatla satılmaya başlanan bu kitap nedeniyle genç yazara ölüm tehditleri gelmeye başladı bile. “Tabuları kırmak veya isyan başlatmak gibi bir niyetim yoktu. Sadece bazı insanların geleneklerin etrafından dolaşmak için nasıl yollar bulduklarını anlatmak istedim. Benim tanıdığım genç kadınlar modern ve stil sahibi bir hayat sürmek ve aşık olmak istiyorlar, tıpkı dünyanın diğer yerlerindeki genç kadınlar gibi. Asla skandal yaratmak gibi bir niyetim yoktu.” diye anlatan 25 yaşındaki Arap yazar, 18 yaşından beri yazmakta olduğunu belirtiyor.

Londra ve İsviçre’deki özel kliniklerde her yıl yüzlerce Suudi kadının estetik ameliyattan geçtiği, botoks ve burun operasyonları yaptığı hatırlatıldığında genç Suudi yazar “Televizyonumuz ve Internetimiz var. Batılı kadınların sahip olduğu bazı şeyleri biz de istiyoruz” diye cevap veriyor.

Ailesindeki bazı kadınların başı açık olmasına rağmen Rajaa Alsanea üç yıl önce kendi isteğiyle başını örtmüş. “İnancımı bu şekilde ifade etmeye karar verdim” diyor.

ŞİMŞEKLERİ ÜZERİNE ÇEKİYOR AMA…

Suudi Arabistan’daki muhafazakar çevrelerinin öfkelerinin hedefi haline gelmiş olmasına rağmen Alsenea aslında iyi bir Suudi kızı: “Suudi Arabistan’da din ve geleneği birbirinden ayırmamız lazım. Kadınların araba süremeyeceğini veya boşanmış kadınlara toplumun kötü muamele etmesi gerektiğini Allah söylemedi ki. Suudi hükümeti Suudi halkı üzerinde baskı uygulamıyor. Eğer aileler değişmek isterse, o zaman yasalar da değişir” diyerek Suudi toplumunun daha özgür ve modern olmasındaki asıl engelin ‘kafa yapısı’ olduğunun da altını çizmiş oluyor.

“Eğer ABD’de kalsaydım o zaman bir korkak olurdum ve Allah’ın bana verdiği nimetleri hak etmemiş olurdum. Ülkeme dönmeli ve bazı şeyleri değiştirmeye başlamalıyım. Bu benim görevim. Annem, benim Suudi Arabistan’ın ilk kadın bakanı olmamı istiyor” diyen Alsenea şimdiden bir şeyleri değiştirmeye başlamış görünüyor.

Posted in YaşamYorumlar (0)

Tags: , , , , , , ,

Öğretim görevlisine Facebook ayıbı


Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi Tarih Bölümü’nde görevli Yrd. Doç. Dr. Adem Kara arkadaşlık sitesi Facebook kurbanı oldu.
Yrd. Doç. Dr. Kara, fotoğrafının bulunduğu ‘Anthony Dönmeztürk’ adına açılan sayfada, gay, lezbiyen, hayat kadınları ve seks gruplarının bulunması üzerine savcılığa suç duyurusunda bulundu. Yrd. Doç. Dr. Kara, sayfayı dersinden geçemeyen öğrencilerin yapmış olabileceğini öne sürdü.

DERSLERİNDEN GEÇEMEYEN ÖĞRENCİLERDEN ŞÜPHELENİYOR

İnternetteki arkadaşlık sitelerinden Facebook’ta, Yrd. Doç. Dr. Adem Kara’nın fotoğrafının bulunduğu ve ‘Anthony Dönmeztürk’ adına açılan sayfada, arkadaş grubunun içerisinde gay, lezbiyen, seks grupları ve hayat kadınlarının bulunması, porno videolar ve fotoğrafların yer alması kısa sürede öğrenciler arasında duyuldu. Facebook’ta açılan sayfadan bugün haberi olan Yrd. Doç. Dr. Adem Kara, sayfayı açınca şoke oldu. Savcılğa suç duyurusunda bulunan Yrd. Doç. Dr. Adem Kara, Facebook’ta açılan sayfada fotoğrafının bulunmasının çok adice olduğunu söyledi.

Facebook ‘kız götürmek’ için kurulmuş

Evli ve 1 çocuk babası olduğunu, böyle gündeme gelmesinin üzüntüsünü yaşadığını vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Kara, kendisine ait internet sitesinden fotoğrafların kopyalanıp Facebook’ta bulunan sayfaya yapıştırıldığını kaydederek şöyle konuştu:

“Bu yapılan çok çirkin bir davranış. İnternet böyle rezil işler için mi kullanılacak. Eğer bu amaçla kullanılacaksa internetin canı cehenneme. Biz öğretim görevlileri olarak öğrencileri eğitmekle yükümlüyüz. Ancak, dersimden kalan öğrencilerin böyle davranışlara girmeleri çok yanlış. Çamur at izi kalsın mantığı ile hareketlerde bulunmak, gün gelince onlara da zarar getirecektir. Benim 7 tane kitabım, akademik kariyerim var. Biz böyle mi gündeme geleceğiz. Kendi internet sitemde bana ait bilgilere ve fotoğraflara ulaşmak çok kolay. Buradan alıp, sayfaya kopyalamışlar.”

Posted in YaşamYorumlar (0)

Tags: , , , , , , ,

İyi kocalar da aldatır


‘Evlilik dışı bir kaçamak’ sadece kötü kocalara ait bir özellik değil.
Anlaşılıyor ki erkeklerin mantıklı ve soğukkanlı davranış olarak düşündükleri bir tarz, kadınların indinde ‘duygusuz’ hatta ahlaksız bir tutum olarak değerlendirilebiliyor.

Amerikalı evlilik danışmanı Mira Kirshenbaum ‘When Good People Have Affairs’ (İyi İnsanlar eşlerini aldattığında) diye bir kitap yazdı ve ortalık karıştı. Yazarın tezi oldukça basit aslında: İmzayı atarken hangi sözü verirsek verelim ilişkilerde uzun vadeli ‘doğru ve yanlış’ kavramları yok. Her şey değişken.

Bir ilişkide işe yarayan tutum ve davranışlar başka bir ilişkide işe yaramıyor, o zaman ne yapacağız? Veya daha önemli soru şöyle: Kimin tutum ve davranışlarına bakacağız?

Doğrusunu itiraf edelim: Duygusal ve etik konularda kadın ve erkeklerin aynı yazılımı kullandıkları gibi bir varsayımdan yola çıkıyoruz. Oysa bu ikisi aynı işletim sistemini bile kullanmıyorlar. Mars’ta ve Venüs’te başka lisanların konuşulduğunu biliyoruz ama nedense bilmiyormuş gibi davranıyoruz.

KİTAPTA ANLATILAN NEDİR?

‘When Good People Have Affairs’ kitabında yazar Mira Kirshenbaum insanlara gizli ilişkilerini iyi yönetmelerini ve evliliklerini sağlam tutmalarını öğütlüyor.

İngiliz Guardian gazetesi bu kitabı tanıtırken ‘evlilik dışı bir kaçamak’ yaşamak için 17 neden saymış ki bunlar arasında “Bugün işte çok sıkıldım” veya “Ama ben sadece nazik davranmaya çalışıyordum” gibi mazeretler de var.

Bir taraftan düşününce ne görüyorsunuz: Bütün tanınmış sanatçılar, bilim adamları, politikacılar ve filozoflar -hakkında bir şeyler bildiğiniz hemen her ünlü kişi kaçamaklar yaşamış. (Rahibe Teresa eğer evli olsaydı, o da kaçamak yapar mıydı acaba?)

Evlilik, sadakat ve gerçekler!

Her yıl yeni bir kitap veya araştırma sonucu ‘evlilikleri kurtarmak’ amacıyla bir takım reçeteler sunuyor ve insanlar bunları ilgiyle takip ediyor. Demek ki ‘kurtarılması gereken’ bir sürü evlilik var.

Kurtarılamayan evliliklerin ise sonu boşanmayla sonuçlanıyor. (3. sayfada okuduğumuz kıskanç eş cinayetlerini saymazsak tabii)

İŞTE SİZE 3 SORULUK BİR TEST

1- İş yerinizdeki lacivert giyimli stajyer belli ki sizden çok hoşlanmış ve size karşı yaptığı bazı hareketler ve söylediği sözler tıpkı gazetelerin magazin sayfalarında ‘baştan çıkarıcı hareket’ olarak tanımlanan tarzda.

Durumu fark eden yakın bir arkadaşınız size ‘bu ilişkinin’ anlamını sorduğunda siz:

A: Gözyaşlarına boğulur ve bir eş olarak başarısız olduğunuzu söylersiniz
B: O stajyerle aranızda seks ilişkisi yaşanmadığını söylersiniz -ki yalan değil

2- Diyelim ki siz 16.Yüzyıl’da İngiltere kralısınız ve genç bir kadınla evlendiniz. Fakat genç eşiniz maiyetinizdeki bazı yakışıklı subaylara fazla ‘yakın’ davranıyor. Ne yaparsınız?

A: Onu karşınıza alır ve nazik bir şekilde bu yaptığının yanlış olduğunu anlatırsınız
B: “Şunun kellesini uçurun!” diye emir verirsiniz

3- Diyelim ki siz ünlü bir sinema oyuncususunuz. Çok tanınmış bir modacı bir gün size çok özel bir kostüm getirdi ve akşamki özel gecede giymeniz için size ödünç verdi. Ama o ne? Bu elbiseyi sizden önce daha başka biri giymiş. Siz bu durumda:

A: O moda tasarımcısını ayıplarsınız ve kostümü iade edersiniz
B: Bu aralar moda o kadar acayip oldu ki alakasız bir şey giymek zahmetinden kurtuldunuz. Size ‘işe yarayacak’ bir kostüm gelmiş, ne güzel…

A cevaplarınız çoksa: Siz bir kadın gibi düşünüyorsunuz. İlişkileriniz için iyi gibi gelebilir ama işe yarıyor mu bari?
B cevaplarınız çoksa: Siz bir erkek gibi düşünüyorsunuz. Haklı olabilirsiniz ama bu tutumunuz pek hoş değil.

Posted in YaşamYorumlar (0)

Tags: , , , , , , , , ,

Müslüman kadınların bekaret illüzyonu!


Avrupa’daki Müslüman kadınlar tıbbi yoldan bekarete dönüyor…
Paris yakınlarındaki özel klinikte kızlık zarı diktirme operasyonunun maliyeti yaklaşık 1.500 Euro. Ama 23 yaşındaki Fas kökenli Fransız öğrenci açısından yarım saatlik bu prosedür yeni bir hayata başlamakla eşdeğer: Bekaret illüzyonu.

Avrupa’da sayıları giderek artan Müslüman kadınlar gibi o da ‘himenoplasti’ adı verilen bu operasyonla kızlık zarını ‘bundan sonraki ilk penetrasyona kadar’ yenilemiş oluyor. Avrupa’daki Müslüman nüfus arttıkça; giderek daha fazla sayıda Müslüman genç kadın kendilerini Avrupa toplumunu sağladığı özgürlükler ve ailelerinin yüzyıllardır kökleşmiş olan gelenekleri arasında bocalar durumda buluyorlar.

BEKARET RAPORU İSTEYENLERİN SAYISI ARTIYOR

Avrupalı jinekologların kayıtlarına göre evlilik öncesinde ‘bekaret raporu’ isteyen Müslüman kadınların sayısı yıldan yıla artıyor. Bu trend ise kızlık zarının yeniden dikilmesi operasyonlarına yönelik talebi adeta patlatmış durumda. Bir taraftan Internet ilanlarıyla klinik hizmetleri potansiyel müşteri kitlesine duyurulurken, bir andan da bu operasyonun daha ucuza yapıldığı Tunus’a yönelik turistik paketler pazarlanıyor.

Çoğunlukla özel kliniklerde gerçekleştirilen ve sağlık sigortası kapsamına girmeyen bu operasyonların sayısını tam olarak tahmin etmek çok zor. Ancak kızlık zarı diktirme operasyonları o kadar çok konuşulur oldu ki bu hafta İtalya’da vizyona giren ‘Kadınların Kalpleri’ adlı komedi filminde bile bu konu ele alındı. Filmde, İtalya’da doğmuş olan Fas kökenli bir genç kadının kızlık zarını diktirmek üzere Fas’ın Kazablanka şehrine yaptığı yolculuk anlatılıyor.

Filmin yönetmeni Davide Sordella şöyle demekte: “Uçuk bir komedi unsuru olarak ele aldığımız bu durumun aslında çokça yaşanan bir durum olduğunu sonradan fark ettik. Bu kadınlar İtalya’da yaşayıp, rahat ve özgür bir hayat sürdürebilirler. Ama önemli olan anlarda kendi kültürlerine karşı gelmek cesaretini her zaman gösteremiyorlar.”

Bu konu Fransa’da başka bir açıdan tekrar gündeme geldi. 40 yıl önceki cinsel devrimden önce bekaret konusu Fransa’da da bir tabuydu. Ancak yeni nesiller bu konuyu çoktan aştılar. Ta ki Lille mahkemesi iki Fransız Müslümanın 2006′daki evliliğini geçersiz sayana kadar. Mahkemeye başvuran damat, karısının bakire çıkmadığını ileri sürerek evliliğin iptalini istemişti. Mahkeme bu talebi üzerine söz konusu evliliği iptal etti.

‘Bakire değilsin nikah geçersiz’
Fransa’da bakire gelin tartışması

Bu karar Fransa’da büyük çalkantılara neden olurken Müslüman adalet bakanı Rachida Dati’nin istifası istendi. Bakan geri adım atarak davanın temyize götürülmesini emretti.

Fransa’da bekaretin birden bu kadar önemli hale gelmesi feministleri ve hukukçuları oldukça kızdırmışa benziyor. “Fransa’daki Müslüman kadınlara ‘Bu konu önemlidir ve başınıza dert açabilir” mesajının verildiğini bunun ise Avrupa’daki Müslüman kadınları korkuya sevk ettiği ileri sürülüyor.

OLAYIN AHLAKİ YÖNÜ

Bu operasyonları yapan Dr. Marc Abecassis “Bana gelen hastalar için ahlaken neyin doğru neyin yanlış olduğunu sorgulamak bana düşmez. Amerika’daki meslektaşlarım da bu operasyonları yapıyor. Onların hastaları kocalarına ‘Sevgililer Günü’ sürprizi yapmak isteyen kadınlar. Bense burada bukadınlara yepyeni bir hayatın anahtarını veriyorum” diyor.

Fransız Jinekologlar ve Obstetrisyenler Birliği ise ahlaki, kültürel ve sağlık nedenlerinden ötürü bu operasyonlara karşı. Birliğin Başkanı Jacques Lansac “Eşitlik kazanabilmek için Fransa’da devrim yaptık. Kadınlar doğum kontrolü ve kürtaj hakkına sahip olsun diye 1968′de cinsel devrim gerçekleştirildi. Bütün bunlardan sonra kızlık zarına tekrardan bu kadar önem verilir olması, geçmişten gelen hoşgörüsüzlüğe boyun eğdiğimiz anlamına geliyor” diyor.

Avrupa’da yaşayan ve İslami kuralları sürdürmek isteyen Müslümanlar ile modern toplum arasındaki değerler farklılığının yakın gelecekte ortadan kalkmayacağı açık bir gerçek olarak görünüyor.

Posted in DünyaYorumlar (0)

Tags: , , , , , ,

Seks sembolü olmaktan memnun


Kim Kardashian, seks sembolü olarak anılmaktan rahatsızlık duymadığını açıkladı.

Selülit kremi tanıtımı için düzenlenen toplantıda gazetecilere eteğini açıp bacaklarını gösteren Kardashian, her genç kızın selüliti olabileceğini ve bundan utanmamak gerektiğini belirtti.

Televizyonda yayınladığı ‘Keeping Up With the Kardashians’ adlı reality şovla ünlenen genç kadın, diğer seksi starların aksine böyle anılmaktan hiç gocunmadığını belirterek, ‘Genç kızlar için rol model olmaktan, memnunum, insan hata yaparak büyüyor ve bazı şeylerin ayırdına varıyor. Benim için de aynı şey geçerli, pek çok hata yaptım ama bunlardan gerekli olan dersleri çıkarttım.’

Posted in MagazinYorumlar (0)

Books Blogs - BlogCatalog Blog Directory