Tag Arşivi | "sex and the city"

Tags: , , , , , ,

Seks ve Suudi kızı!


Suudi Arabistan’a ‘kadınsı’ bir ışık getiren genç yazar, peçenin arkasındaki gizemleri yazıyor.

Suudi yazar Rajaa Alsanea, sonraki yıllarda Suudi Arabistan’ın ilk kadın bakanı olmayı da kafasına koymuş durumda. (Fotoğraf: Arşiv)
Kadınların oy vermek ve otomobil kullanmak gibi haklardan bile mahrum olduğu Suudi Arabistan’da Rajaa Alsanea adlı kadın yazarın kitapları çok ilginç bir satış grafiği yakaladı. Bağnazlığıyla meşhur Suudi toplumu, kadınların sesine kulak vererek yeni bir toplumsal gelişimin sinyallerini mi veriyor?

‘Riyad’lı Kızlar’ adlı kitabıyla Arap alemine yeni bir soluk getiren yazarın kitabı tabii ki Arabistan’da basılamazdı. Bu işi üstlenen İngiltere’deki Fig Tree yayınevi oldu. Adeta ‘Sex and the City’nin Arap versiyonu sayılabilecek bu kitapta dört genç orta-sınıf Arap kızının boğucu bir toplum düzeninde yaşadıkları aşk ve eğlence arayışı konu ediliyor.

Arabistan’daki karaborsada el altından yüksek fiyatla satılmaya başlanan bu kitap nedeniyle genç yazara ölüm tehditleri gelmeye başladı bile. “Tabuları kırmak veya isyan başlatmak gibi bir niyetim yoktu. Sadece bazı insanların geleneklerin etrafından dolaşmak için nasıl yollar bulduklarını anlatmak istedim. Benim tanıdığım genç kadınlar modern ve stil sahibi bir hayat sürmek ve aşık olmak istiyorlar, tıpkı dünyanın diğer yerlerindeki genç kadınlar gibi. Asla skandal yaratmak gibi bir niyetim yoktu.” diye anlatan 25 yaşındaki Arap yazar, 18 yaşından beri yazmakta olduğunu belirtiyor.

Londra ve İsviçre’deki özel kliniklerde her yıl yüzlerce Suudi kadının estetik ameliyattan geçtiği, botoks ve burun operasyonları yaptığı hatırlatıldığında genç Suudi yazar “Televizyonumuz ve Internetimiz var. Batılı kadınların sahip olduğu bazı şeyleri biz de istiyoruz” diye cevap veriyor.

Ailesindeki bazı kadınların başı açık olmasına rağmen Rajaa Alsanea üç yıl önce kendi isteğiyle başını örtmüş. “İnancımı bu şekilde ifade etmeye karar verdim” diyor.

ŞİMŞEKLERİ ÜZERİNE ÇEKİYOR AMA…

Suudi Arabistan’daki muhafazakar çevrelerinin öfkelerinin hedefi haline gelmiş olmasına rağmen Alsenea aslında iyi bir Suudi kızı: “Suudi Arabistan’da din ve geleneği birbirinden ayırmamız lazım. Kadınların araba süremeyeceğini veya boşanmış kadınlara toplumun kötü muamele etmesi gerektiğini Allah söylemedi ki. Suudi hükümeti Suudi halkı üzerinde baskı uygulamıyor. Eğer aileler değişmek isterse, o zaman yasalar da değişir” diyerek Suudi toplumunun daha özgür ve modern olmasındaki asıl engelin ‘kafa yapısı’ olduğunun da altını çizmiş oluyor.

“Eğer ABD’de kalsaydım o zaman bir korkak olurdum ve Allah’ın bana verdiği nimetleri hak etmemiş olurdum. Ülkeme dönmeli ve bazı şeyleri değiştirmeye başlamalıyım. Bu benim görevim. Annem, benim Suudi Arabistan’ın ilk kadın bakanı olmamı istiyor” diyen Alsenea şimdiden bir şeyleri değiştirmeye başlamış görünüyor.

Posted in YaşamYorumlar (0)

Tags: , , , , , , , ,

Kadınların bütün meselesi para mı?


Kadınların amacının ‘zengin bir koca bulup, rahat bir hayat sürmek’ olduğu fikri 1950′lerde kaldı sanıyorduk.

Gerçek hayattaki kadınlar da dizilerde gördüklerini yapmaya teşvik mi ediliyor yoksa?
Sarah Churchwell - 12 Haziran 2008 - The Guardian

‘Sex and the City’ filminin daha dumanı tüterken şimdi de Audrey Tautou’nun başrolünü oynadığı ‘Zengin Avcısı’ (Priceless / Hors de Prix) adlı film İngiltere’de gösterime giriyor.

2006 yılında çekilen ve İngiltere’ye çok gecikmeli gelen filmde, servetinden yararlanmak için bir erkeği baştan çıkaran bir kadının öyküsünü izliyoruz. ( Yoksa biz bu filmi görmüş müydük? Hani 2003 tarihli ‘Dayanılmaz Zulüm’ filmi, başrollerde George Clooney ve Catherine Zeta-Jones. Hatırladınız mı?)

Gerçek hayattaki kadınlar da aynı yoldan gidip aynı şeyleri yapmaya teşvik mi ediliyor yoksa? Zengin koca bulmaya yönelik özel websiteleri, işin sırlarını öğreten kitaplar ve bu türden bir hayatın ne kadar güzel olduğunu haykıran tişörtler.

‘Zengin Avcısı’ bir Fransız filmi. Daha önce ‘Amelie’ filminde hayata ve insanlara duyduğu sevgisiyle bizleri mest eden Audrey Tautou bu ‘şirin’ romantik komedi filminde erkek avcısı bir vamp kadın olma yolunda.

Çocuksu bir masumlulukla şirin genç kız pozları keserek kalplerimize giren ama ondan sonra seksi bir kadın imajına bürünmek isteyen kimler gelip geçmedi ki bu sahnelerden?

Zengin Asvcısı filmi ‘Sex and the City’nin Fransız versiyonu değil. Ama seyrederken arada o kadar çok paralellikler görüyorsunuz ki kadınların eski klişelere ve materyalizme bu kadar bağlı olmaları sizi biraz burkuyor. Kadınların hayattaki amacının ‘zengin koca bulup rahat ve zengin bir hayat sürmekten ibaret’ olduğu fikri 1950′lerde veya 1960′lrda kaldı sanıyorduk. Öyle ya, kendi ayakları üstünde durmak, kendi vücutları üzerinde hak sahibi olmak yolunda 1968′den bu yana Batı dünyasının kadınları çok uzun ve sancılı mücadelelerden geçti. Çok acılar çektiler. Ama o da ne? Meğer başladığımız yere dönmüşüz!

Belki de insan doğasının bir gereğidir bu: En az zahmetli yoldan gitmek isteriz. Ama ‘evlilik’ yoluyla elde edilecek bir servete ve rahat yaşam tarzına sahip olmak hayali ‘gelişmiş’ dünyanı kadınlarını en ufak şekilde rahatsız etmiyor bile.

Hikayenin başlangıcını hatırlıyor musunuz? 1961 tarihli ‘Tiffany’de Kahvaltı’ filminde ‘tiffany’ aslında güvenli bir ortamı sembolize etmekteydi. Yani bir kadının asıl hayali ‘güvenli ve huzurlu’ bir ortamda hayata devam edebilmek olarak sunulmuştu. Ama yarım yüzyıl sonra gene aynı yere döndük: Bir kadının gerçekten ama gerçekten istediği şey buymuş meğerse.

Bunu bize tekrar hatırlatan ‘Sex and the City’ dizisne teşekkür edelim. (Ah evet, sinema salonuna giderken kendinize sorduğunuz soru Mr.Big ile Carrie’nin en sonunda “evlenmesi” ile ilgili değil miydi?)

Posted in YaşamYorumlar (0)

Tags: , , , , , , , ,

Kadınların bütün meselesi para mı?


Kadınların amacının ‘zengin bir koca bulup, rahat bir hayat sürmek’ olduğu fikri 1950′lerde kaldı sanıyorduk.

Gerçek hayattaki kadınlar da dizilerde gördüklerini yapmaya teşvik mi ediliyor yoksa?
Sarah Churchwell - 12 Haziran 2008 - The Guardian

‘Sex and the City’ filminin daha dumanı tüterken şimdi de Audrey Tautou’nun başrolünü oynadığı ‘Zengin Avcısı’ (Priceless / Hors de Prix) adlı film İngiltere’de gösterime giriyor.

2006 yılında çekilen ve İngiltere’ye çok gecikmeli gelen filmde, servetinden yararlanmak için bir erkeği baştan çıkaran bir kadının öyküsünü izliyoruz. ( Yoksa biz bu filmi görmüş müydük? Hani 2003 tarihli ‘Dayanılmaz Zulüm’ filmi, başrollerde George Clooney ve Catherine Zeta-Jones. Hatırladınız mı?)

Gerçek hayattaki kadınlar da aynı yoldan gidip aynı şeyleri yapmaya teşvik mi ediliyor yoksa? Zengin koca bulmaya yönelik özel websiteleri, işin sırlarını öğreten kitaplar ve bu türden bir hayatın ne kadar güzel olduğunu haykıran tişörtler.

‘Zengin Avcısı’ bir Fransız filmi. Daha önce ‘Amelie’ filminde hayata ve insanlara duyduğu sevgisiyle bizleri mest eden Audrey Tautou bu ‘şirin’ romantik komedi filminde erkek avcısı bir vamp kadın olma yolunda.

Çocuksu bir masumlulukla şirin genç kız pozları keserek kalplerimize giren ama ondan sonra seksi bir kadın imajına bürünmek isteyen kimler gelip geçmedi ki bu sahnelerden?

Zengin Asvcısı filmi ‘Sex and the City’nin Fransız versiyonu değil. Ama seyrederken arada o kadar çok paralellikler görüyorsunuz ki kadınların eski klişelere ve materyalizme bu kadar bağlı olmaları sizi biraz burkuyor. Kadınların hayattaki amacının ‘zengin koca bulup rahat ve zengin bir hayat sürmekten ibaret’ olduğu fikri 1950′lerde veya 1960′lrda kaldı sanıyorduk. Öyle ya, kendi ayakları üstünde durmak, kendi vücutları üzerinde hak sahibi olmak yolunda 1968′den bu yana Batı dünyasının kadınları çok uzun ve sancılı mücadelelerden geçti. Çok acılar çektiler. Ama o da ne? Meğer başladığımız yere dönmüşüz!

Belki de insan doğasının bir gereğidir bu: En az zahmetli yoldan gitmek isteriz. Ama ‘evlilik’ yoluyla elde edilecek bir servete ve rahat yaşam tarzına sahip olmak hayali ‘gelişmiş’ dünyanı kadınlarını en ufak şekilde rahatsız etmiyor bile.

Hikayenin başlangıcını hatırlıyor musunuz? 1961 tarihli ‘Tiffany’de Kahvaltı’ filminde ‘tiffany’ aslında güvenli bir ortamı sembolize etmekteydi. Yani bir kadının asıl hayali ‘güvenli ve huzurlu’ bir ortamda hayata devam edebilmek olarak sunulmuştu. Ama yarım yüzyıl sonra gene aynı yere döndük: Bir kadının gerçekten ama gerçekten istediği şey buymuş meğerse.

Bunu bize tekrar hatırlatan ‘Sex and the City’ dizisne teşekkür edelim. (Ah evet, sinema salonuna giderken kendinize sorduğunuz soru Mr.Big ile Carrie’nin en sonunda “evlenmesi” ile ilgili değil miydi?)

Posted in YaşamYorumlar (0)

Tags: , , , , ,

Sex And The City: The Movie


Sex And The City: The Movie, HBO TV’de altı yıl boyunca yayınlanan ve büyük ilgi gören dizinin devamı niteliğinde.

Filmde ekonomik bağımsızlığını elde etmiş, cinsel arzularını, fantezilerini, inanç ve düşüncelerini birbirleriyle paylaşan kırklı yaşlardaki dört kadının hikayesi anlatılıyor.

“Sex And The City: The Movie”, dizinin final bölümünden dört yıl sonra başlıyor. Carry Bradshaw’un Mr. Big ile ilişkisi başlayalı on yıl gibi uzun bir zaman olmuştur. İlişkileri artık karşılıklı güvene dayanmaktadır ve çıta yükselmiştir.

Diziden bildiğimiz olaylara çok sürprizli yeni gelişmeler eklenir…

Posted in DünyaYorumlar (0)

Books Blogs - BlogCatalog Blog Directory